Eğitimli, Etine Dolgun ve Al Yanaklı: Bologna Gezi Rehberi
La Dotta, la Grassa, la Rossa, .. İşte İtalyanlar Bologna(Türkçe okunuşu Bolonya)’yı böyle tanımlıyor. Muhteşem mimarisi, zengin tarihi, canlı öğrenci hayatı ve enfes mutfağı ile Bologna, gezen herkesi kendine hayran bırakıyor. Bu eşsiz şehri keşfetmeye hazırsanız, bu yazımızda Şubat 2024’te yaptığımız 2 günlük Bologna gezi notlarımızı, şehre dair önemli bilgileri, gezilecek ve görülecek yerleri, tarih kuleleri ve tabii ki yemekleri paylaşıyor olacağız.
Bologna Nerede?
Bologna, İtalya’nın kuzeyinde yer alır ve Emilia-Romagna özerk bölgesinin sosyal, kültürel, ekonomik ve resmi başkentidir. 450 bin’e yakın nüfusu ile İtalya’nın en kalabalık 7. şehri. Şehir merkezinin doğrudan deniz ve nehir bağlantısı olmasa da Reno ve Savena nehirlerinin arasında kalan bölgede Po ovasının ucunda kurulmuş.
Venedik, Milano, Floransa ve Rimini’yi birbirine bağlayan kara ve demir yollarının tam kesişim noktasında yer almasından dolayı stratejik bir konuma sahip.

Venedik’ten Bologna’ya Ulaşım
Biz Bologna’ya Venedik’ten ITABUS’a ait otobüs ile ulaştık. Yolculuk yaklaşık 2 saat sürüyor. Black Friday döneminde kişi başı 2 (yazıyla iki) Euro’ya almıştık bileti. Bu yazıyı yazarken güncel fiyatlara bakayım dedim 3 – 6 Euro gibi hala komik fiyatlara bilet var.
Otobüs Bologna’da Autostazione otobüs terminalinde bırakıyor. Terminal şehrin tarihi sınırlarının hemen dışında kalıyor. Hatta istasyonun dışına çıkınca tarihi duvarları görebiliyorsunuz. Buradan kalacağımız yere de tek otobüsle ulaştık. Şehir içi ulaşım Bologna’ya genelde otobüslerle sağlanıyor ve hemen hemen her yere kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Ancak şehri gezerken belki bir yer hariç ihtiyaç duymayacaksınız.
Bologna Şehir Merkezi ile Havaalanı Arasında Ulaşım
Bologna şehir merkezi ile Bologna Marconi Havaalanı arasında birkaç çeşit ulaşım şansı var.
Tren(Marconi Express) ile
Marconi Express olarak bilinen hızlı tren ile 7 dakika gibi gerçekten hızlı bir sürede Bologna şehir merkezinden havaalanına ulaşabiliyorsunuz. Ancak fiyatı süreyle ters orantılı olacak şekilde pahalı:) Bir kişi tek yön 12.8, git-gel 23.3 Euro. Trene binmek için Bologna merkez tren istasyonuna(konum) gitmek gerekiyor.
Tren yılın her günü 05.40 ile 24.00 arasında 7 dakikada bir hizmet veriyor. Bilet almak ve diğer detaylar için trenin resmi sitesi şurada: https://www.marconiexpress.it/en/
Peki gece varıyorsanız ne yapacaksınız? Onun için de Marconi Express otobüs seferleri koymuş. Detaylar şurada.
Otobüs ile
Anladığım kadarıyla Bologna şehir merkezinden havaalanına doğrudan bir otobüs seferi yok. 19 ve 944 numaralı hatları kullanarak 2 vesaitle gitmek mümkün görünüyor. Kesinlikle daha ucuz olacaktır ancak meşakkatli ve riskli gözüküyor. Bu yolu kullanacaksanız, öncesinde resmi sitelerden araştırmanızı öneririm.
Taksi/Özel Araç ile
Biz normalde toplu ulaşımı tercih ederiz ancak trenle taksi aynı paraya geldiği için gara kadar gitmeye gerek görmedik. Bindiğimiz taksiyi Airbnb ev sahibimiz çağırdı. Biz normal taksi beklerken özel bir araç geldi. Bologna’da zaten el kaldırarak taksiye binme diye bir olay yokmuş. Ya böyle arayıp rezervasyon yapacakmışsınız ya da taksi durağına gidecekmişsiniz.
Şubat 2024 için ücret 26 Euro ödedik. Anladığım kadarıyla sabit bir ücret uygulanıyor. Çünkü taksimetre açmadı, bir deftere bakıp oradan söyledi.
La Dotta, La Grassa, la Rossa: Bologna Kısa Tarihi
İtalyanlar Bologna’yı la Dotta, la Rossa, la Grassa ile tanımlıyor demiştik. Bu kelimeler ne manaya geliyor bakalım:
La Dotta, eğitimli demek ve Bologna’nın hala faal olan Avrupa’nın en eski üniversitesine atıfta bulunuyor.
La Grassa, yağ ve şişko manasına geliyor ve verimli topraklar üzerinde kurulmuş şehrin zengin mutfak kültürüne atıfta bulunmak için kullanılıyor.
La Rossa, kırmızı demek ve şehrin özellikle tarihi kısmında her yerde görülen kırmızı tonlarındaki binalara atıfta bulunuyor. Kırmızılık bazen tuğladan bazen boyadan ve sıvadan gelmiş. Kırmızı ile sarı arasında 350’den fazla tonda rengin binalarda kullanıldığı söyleniyor.
La Rossa’ya dair bir başka yorum ise kırmızının Bologna’nın sosyalist, solcu ve ilerici yönünü temsil ettiği yönünde.

Bologna Neden Ziyaret Edilmeli?
Kuleler Şehri Bologna
En popüler İtalyan şehirleri arasında yer almasa da, Bologna’nın kendine has önemli bir tarihi ve birçok özelliği var. Yukarıda saydığımız 3 yönüne ek olarak Bologna Orta Çağda ‘la turrita‘ olarak anılırmış. Birçok kulenin olduğu şehir manasında kullanılan ‘la turrita‘, o dönemde sayıları 180’i bulan kulelere ev sahipliği yapan Bologna için fazlasıyla hak edilmiş bir ünvan.
Revaklar(Portico) Şehri Bologna
Bologna’nın bir diğer ünlü olduğu konu ise portico‘lar. Türkçe’si revak olan portico, kemerli ve üstü kapalı yaya yollarını ifade ediyor. Bologna’nın eski şehrinde neredeyse her yerde porticoları görmek mümkün. Neredeyse kafanızı dışarı çıkarmadan şehri dolaşabiliyorsunuz. Porticoların toplam uzunluğu 35 km’si kapalı olmak üzere 50 km’ye varıyormuş. Bitti mi? Hayır! En uzun portico da Bologna’da bulunuyor. Detaylarını aşağıda ayrıca anlatıcam.

Kanallar Şehri Bologna
Yazının başında Bologna’nın iki nehir arasında kalan bir bölgede yapıldığını söylemiştim. Peki şehir bu nehirlerden nasıl faydalanmış? Tabii ki kanallarla! 12. yüzyılların başlarından itibaren şehri bu nehirlere bağlamak için 60 kilometreden fazla kanal kazılmış! Getirilen su, un değirmenleri, temizlik ve ulaşım için kullanılmış.
Kanal deyince akla Amsterdam, Venedik gibi şehirler geliyor doğal olarak. Belki bir kanal turu yaparız diye düşündünüz ancak Bologna şehir merkezinde bir ‘pencere‘ dışında manzaraya dahil olan bir su yok. Çünkü özellikle eski şehirde neredeyse tüm kanallar borulardan geçtiği için bir şey göremiyorsunuz. Eğer şehir merkezinin biraz dışına çıkıp(ya da Google Maps’ten) Navile kanalına bakarsanız kanalın önemini anlayabilirsiniz. Bu kanal yüzlerce sene Bologna’yı su üzerinden Ferrera ve Venedik’e bağlamış.
Belki görüntü olarak ve turistik açıdan kanallar Bologna’da pek bir şey vaat etmiyor. Ancak şehri anlamak ve bir şehrin mühendislik teknikleriyle ve akılla nasıl geliştiğini görmek adına önemli bir konu olduğunu düşünüyorum.
İleri Gelenlerin Şehri Bologna
Bitti mi? Hayır! Bunun yanında dünyaya armağan ettiği insanlar da var Bologna’nın. Mesela radyonun mucidi Nobel ödüllü Guglielmo Marconi, muhtemelen gelmiş geçmiş en ünlü ve en sevilen futbol hakemi Pierluigi Collina ve daha birçok sanat ve bilim insanı. Ayrıca Armani, Kopernik gibi Bologna Üniversitesinin taksiratından geçmiş önemli isimler de var.

Homidi Gırtlak Bologna
Tortellini, mortadella, ragù, tenerina, tigelle ve daha nicesi Bologna’da sizleri bekliyor. Gastronomik açıdan Bologna, İtalya’nın Gaziantep’i desek yanlış olmaz herhalde. Bologna sınırlarının biraz dışına çıkıp Emilia-Romagna bölgesi genelinde bakarsak parmesan peyniri, parma jambonu, balzamik sirke de bu topraklardan çıkmış.
- Tortellini: Bu küçük halka şeklindeki makarnalar, Bologna mutfağının en tanınmış yemeklerinden biridir. Geleneksel olarak et, peynir veya sebze ile doldurulur ve genellikle et suyunda (brodo) veya kremalı soslarla servis edilir. Efsaneye göre, tortellini’nin şekli Venüs’ün göbeğinden ilham alınarak tasarlanmıştır.
- Mortadella: Bologna’nın en meşhur şarküteri ürünlerinden biri. Domuz etinden yapılan, içinde küçük yağ parçacıkları bulunan bu lezzetli salam türü, dünya çapında “Bologna salamı” olarak da bilinir. İnce dilimlenmiş olarak sandviçlerde veya antipasto(İtalyan tarzı aperatif atıştırmalıklar) olarak tüketilir.
- Ragù: Bologna ragùsu, dünya genelinde “Bolonez sos” olarak bilinse de, gerçekte “Ragù alla Bolognese” olarak anılır. Bu zengin ve doyurucu sos, kıyma, sebze, domates ve şarapla uzun süre pişirilerek hazırlanır. Geleneksel olarak tagliatelle gibi geniş şerit makarnalarla servis edilir.
- Tenerina: Tenerina, Bologna’nın geleneksel çikolatalı kekidir. Dışı hafif çıtır, içi ise yoğun ve nemli bir yapıya sahiptir. Bu tatlı, genellikle yemeklerden sonra kahve eşliğinde sunulur ve çikolata severler için vazgeçilmezdir.
- Tigelle: Tigelle, Emilia-Romagna bölgesine özgü küçük, yuvarlak ekmeklerdir. Pita ekmek gibi düşünebilirsiniz. Genellikle sıcak olarak servis edilir ve içine mortadella, peynir veya pesto gibi malzemeler konularak tüketilir. Bologna civarında, aperitivo sırasında veya hafif bir öğün olarak sıklıkla tercih edilir.
Pignoletto (meyvemsi ve hafif bir tada sahip köpüklü beyaz şarap) veya Sangiovese (kuru ve uyumlu bir kırmızı) gibi tipik şaraplarla bu yerel lezzetlere eşlik edebilirsiniz.
Solun Kalesi Olan Bologna
Bologna’nın kızıllığına olan atfın binalarla olduğunu anlattık ancak sadece o değil. Özellikle Nazi döneminde Bologna’da çoğunluk sosyalist parti destekçisiymiş ve çoğu yerel yönetim sosyalistlerin elindeymiş. Naziler’e karşı başarılarından dolayı da bir ‘Kahraman’ sıfatı var.
Şehvetin Şehri Bologna
Sanarsınız İtalyanlar işi gücü bıraktı Bologna’yı nasıl ansak diye düşünüyorlar:) İşte size Bologna’ya atfen kullanılmış bir başka ifade: Bologna üç T ile meşhurdur: kuleler(torri), memeler(tetas) ve tortellini. Kule ve tortellini konusundan zaten bahsettik. Memeler de ne alaka? Aslında konu biraz önceki madde ile ilgili diyebiliriz. Bolognalılar ve içinde bulunduğu Emilia bölgesi daha zengin ve açık fikirli olmaları ile diğer şehirlerden ayrılıyormuş. Bu da zaman içinde kadınların daha özgür olduğu, istedikleri gibi giyindikleri bir ortam yaratmış. Tabii ki bu durum diğer bölgeler tarafından seks ve şehvet ile ilişkilendirilmiş ve ortaya böyle bir algı çıkmış.
Bologna’da Kaç Gün Geçirmek Gerekir?
Bologna’nın öne çıkan tüm tarihi, turistik yerleri şehir merkezinde birbirine yakın konumlarda yer alıyor. Hepsini 1 tam günde görmek mümkün. Ekstradan birkaç saray, müze gezip, San Luca’ya çıkayım/ineyim diyorsanız 2 gün kalmanızı tavsiye ederiz. Böylece hiç koşturmadan bu güzel şehirde daha keyifli vakit geçirebilir ve birkaç farklı yemek denemiş olursunuz. Biz 2 gün kaldık ve ideal bir süre olduğunu söyleyebilirim.

Bologna Nerede Konaklamalı?
Bologna haritasına bakarsanız şehrin merkezinin etrafının ana yollarla çepeçevre sarıldığını görürsünüz. Gezilecek yerlere yakınlık bakımından bizce ortada kalan bölgede nerede kalsanız olur. Çok kenarlarda kalmadığınız sürece maksimum 15-20 dakikaya eski şehir kısmına yürümek mümkün.
Güvenlik açısından ise eski şehirden otobüs terminaline(Autostazione) doğru yaklaştıkça demografik yapıda önemli bir değişim yaşanıyor ve çoğunluğu göçmen olan sokaklara giriyorsunuz. La piccola Venezia’dan ötede otobüs terminaline doğru olan bölgede kalmamak akıllıca olabilir.
Biz Airbnb yaptık ve Via Pietralata’da kaldık. 15 dakikada porticoların altında sıkılmadan şehir merkezine yürüyebiliyorduk. Ev sahibimiz Zita da şahsına münhasır çok ilginç bir kadındı. Birçok başka Türk konuk ağırlamış önceden. Bizim koşuşturmacaya geldi yazmayı unuttuk ama geniş bir misafir defteri var. Evde ayakkabı kullanmıyor, mutfağı kullanabiliyorsunuz, çantanızı bırakmanıza izin veriyor vs bizim için ev konforunda bir deneyim oldu.
Bologna Gezilecek Yerler
Bologna çok büyük bir şehir değil ve bir öğrenci şehri olmasından da mütevellit birçok canlı sokağa, muhite sahip. Bu güzel şehrin sokaklarında ve revaklarında rastgele bol bol yürümenizi tavsiye ederiz. Aşağıda başlık başlık bahsedeceğim yerler turistik olarak en çok dikkat çeken yerler.
Yazıda geçen yerlerin birçoğunun yer aldığı Google Haritalar listesine buradan erişebilirsiniz.
Bunların dışında Via del Pratello ve çevresinde gençlerin takıldığı birçok yeme-içme alanı var. Yerel bir semt pazar/yeme-içme yeri görmek için Mercato delle Erbe, Piazza Maggiore’nin hemen aşağısında kalan birçok taze makarna veya et çeşitleri bulabileceğiniz Via Clavature ve çevresi, ikiz kulelerin hemen yakınında bulunan tarihi meydan Piazza della Mercanzia, AVM görmek isterseniz Galleria Cavour, satıcıların çoğunluğunu göçmenlerin oluşturduğu yerel bir pazar görmek isterseniz Piazza VIII Agosto, şehrin ana caddesi olarak yürünebilecek Via dell’Indipendenza ayrıca sayabileceğimiz yerler. Buraları da vaktiniz varsa adımlayabilirsiniz.
Bologna’yı anlatmak için şehrin adeta kalbi olan Piazza Maggiore’dan başlamak lazım. Eğer sizde bizim gibi Via Ugo Bassi caddesinden geliyorsanız, Bologna’ya neden La Rossa dendiğini anlıyorsunuz. Kızıla çalan tuğlalı, ortalama 14.-15. yüzyıldan kalan binalar sizi ortaçağa ışınlıyor. Burası Neptün meydanı. Hemen sağımızda bizi Biblioteca Salaborsa karşılıyor.
Biblioteca Salaborsa (Kütüphane/Eski Borsa Binası)
Salaborsa, Bologna Üniversitesi’nin ana kütüphanesi. 16. yüzyılda inşa edilen bina, daha önce hapishane olarak kullanılmış. Kütüphane, geniş kitap ve el yazmaları koleksiyonunun yanı sıra modern sanat eserlerine de ev sahipliği yapıyor. Adından tahmin edilebileceği gibi bir zamanlar borsa olarak da işlev görmüş.


Binanın hoş iç tasarımının yanı sıra yerdeki camların altında yatan Roma kalıntılarını da görmek mümkün. Daha net bir görüntü için girişin hemen solunda yer alan merdivenlerden kalıntılara ulaşabilirsiniz. Giriş ücretsiz ama sanki bir bağış beklentisi var girişte(biz vermedik). İkinci kata çıkarsanız İtalya’da kıraathane eksikliğini hissedersiniz. Tontoş amcalar gazetelerini burada okuyor. Bu kattan aşağıda yer alan Roma kalıntıları daha iyi gözüküyor.
Palazzo Re Enzo ve Palazzo del Podestà (Enzo ve Podesta Sarayları)
Borsanın hemen karşısında, meydanın diğer tarafında, borsaya sırtınızı verdiğinizde solda Palazzo Re Enzo ve sağda Palazzo del Podestà sarayları yer alıyor. 1200’lü yıllarda belediye bu meydanı oluşturmak için bazı binaları kamulaştırıp yönetimsel amaçlarla bu sarayları yaptırmış. Bir dönem bir krala da ev sahipliği yapan saray, günümüzde etkinlikler için kullanılıyor. Anladığım kadarıyla içeride fotoğraf arşivi ve dönemi anlatan sergiler var. Özel bir etkinlik olduğu için biz içini ziyaret edemedik.
Neptün Çeşmesi
Bologna’nın kalbinde yer alan Neptün Çeşmesi, 16. yüzyılda heykeltraş Giambologna tarafından tasarlanmış. Deniz tanrısı Neptün’ün heykelinin yer aldığı çeşme, barok sanatının en güzel örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Çeşme, Bologna’nın görkemliliğinin ve gücünün bir sembolüdür. Neptün Çeşmesi’nin her bir yüzü, yapıldığı dönemde dünyanın en büyük dört nehri olduğuna inanılan Ganj, Nil, Amazon ve Tuna’yı temsil ediyor.
Neptün çeşmesinden sonra nihayet Piazza Maggiore’ye geliyoruz. Meydan tam anlamıyla 4 tarafı saraylarla çevrili. Bir yanda zamanın en büyük bazilikası olacak diye yapımına başlanan Basilica di San Petronio, yanında Noterler Sarayı, bir yanda Palazzo d’Accursio ve yanında Biblioteca Salaborsa, Palazzo dei Banchi, Palazzo del Podestà ve Palazzo Re Enzo.

Palazzo d’Accursio (Palazzo Comunale) (Eski Belediye Sarayı)
Bologna’nın tarihi merkezinde bulunan Palazzo d’Accursio, birden fazla yapıdan oluşan bir bina kompleksi. Adını, bir zamanlar Bologna Üniversitesi’nde hukuk profesörü olarak görev yapan Accursio’dan alıyor. Buradaki ilk bina da Accursio’nun eviymiş. Sonrasında belediye binası olarak kullanılmaya başlanıyor ve diğer binalar yapılıyor.
Bugün Pinacoteca Nazionale di Bologna (Ulusal Resim Galerisi), müzeye, çeşitli salonlara ve Torre Accursi’ye ev sahipliği yapıyor.
Günümüzde evlilik törenlerinin yapıldığı Sala Rossa, bir zamanlar kralların taç giydiği Sala d’Ercole, Sala Farnese ve Capilla Farnese salonları eğer bir etkinlik yoksa ücretsiz ziyaret edilebiliyor. Sala Rossa, kırmızı mobilyalarla süslü ve evlilik törenlerinin gerçekleştirildiği bir salon. Ben bu salonu sorunsuz gördükten ve birkaç fotoğraf çektikten sonra eşimin içeri girmesine izin vermediler. Halbuki herhangi bir etkinlik yoktu.




Gotik mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan sarayın cephesi, zarif sütunlar, heykeller ve armalarla süslü.
Binanın Via Ugo Bassi’ye bakan cephesinde birazdan bahsedeceğimiz Fontana di Nettuno ile aynı mimarının elinden çıkma muazzam çeşme Fontana Vecchia yer alıyor. Fontana di Nettuno’ya bakan cephede ise beyaz mermer bir plakanın üzerinde boy boy çizgiler dikkatinizi çekecektir. Bunlar, o zamanlar kullanılan “Bolognese foot” gibi çeşitli ölçü birimlerini gösteriyor.
Sarayın ilginç yapılarından bir tanesi merdivenleri. İlk olarak Donato Bramante tarafından Vatikan’da yapıldığı için Bramente merdivenleri olarak adlandırılan, alçak basamaklardan oluşmasıyla at arabalarının üst katlara kadar çıkmasına izin veren bu merdivenler görmeye ve çıkmaya değer.
Torre dell’Orologio (Torre Accursi) (Saat Kulesi)
Accursi bu devasa yapıya bir de Saat kulesi yaptırarak adeta bir kale görüntüsü almasını sağlıyor. Saat 1444 yılında eklenmiş. Günümüzde daha çok şehri 360 derece görmek için çıkılan bir turistik yere dönüşmüş. Bilet ücreti 10 Euro.
Basilica di San Petronio
Bologna’nın koruyucu azizi olan San Petronio’ya adanmış bu görkemli bazilika, 14. yüzyılda inşa edilmeye başlanmış. İlk plan dünyadaki en büyük kiliseyi inşa etmekmiş. Ancak Papa Pius IV araya girip Archiginnasio’nun inşa edilmesini isteyince proje yarıda kalmış. Diğer çeşitli nedenlerle bu süreç yaklaşık 600 yıl boyunca devam etmiş ve hiçbir zaman tamamlanmamış. Barcelona‘dan gelen bizler için tanıdık bir hikaye:) Bazilikanın tamamlanmamasının arkasında birçok efsane varmış. Bir efsaneye göre, şehrin tamamlandığında dünyanın sonu geleceğine inanılmakta.

İtalya’da inşa edilen son Gotik eser olan bazilika ve aynı zamanda İtalya’daki en büyük dördüncü kiliseymiş. Tamamlanmamış olmasına rağmen Bologna’nın en önemli simgelerinden biri.
Bitmemiş cephesi, üst tarafı açık tuğla ve alt taraftaki mermer kiliseye erişim sağlayan üç portalın bulunması ile karakteristik bir görüntüsü var. Bologna’nın çatılarının ve anıtlarının nefes kesen manzarasına sahip panoramik teras kaçırılmaması gereken bir yer. İçeride ise Orta Çağ ile Rönesans arasında yaşamış çok sayıda İtalyan sanatçının eserlerini içeren 22 şapel bulacaksınız.
Dünyanın En uzun Meridyen Çizgisi ile Zamanı Ölçmek
Avrupa’da belki yüzlerce kiliseye girdikten sonra daha önce hiçbirinde görmediğim farklı bir özelliği daha var buranın: 67 metre uzunluğunda bir meridyen çizgisi! Bu uzunlukla dünyada bir yapının içerisinde yer alan en uzun meridyen çizgisi ünvanına sahipmiş.
Asırlar önce zamanı ölçmenin ilkel ama başarılı yolları vardı. Bunlardan birisi de meridyen çizgisi. Kilisenin nefinin tavanında güneş ışınlarının girebileceği küçük bir delik var(ilk sıra sağdaki resimde yer alan pusula vari yuvarlak). Bu ışınların meridyen çizgisindeki konumu ve büyüklüğü ile hem yerel öğlen saatinin tespiti yapılabilmiş hem de yılın ayları boyunca ilerlemeyi ölçmek ve ekinokslar ve gündönümleri gibi güneş yılının önemli günlerini tespit etmek için kullanılmış. Meridyen çizgisini 1655’te Gian Domenico Cassini yapıyor.
Eğer havanın bulutsuz olduğu bir öğle vakti giderseniz, siz de bu anlara tanıklık edebilirsiniz.
Bazilika içindeki meridyen çizgisi
Bazilika nefinin çatısında güneş ışınlarının geçmesi için delik(sol üstte yıldızın ortasından)
Meridyen çizgisi ile tam öğle vaktinin tespit edilmesi
Fotoğraflar ve bilgiler şuradan alınmıştır.
Şehrin Simgesi 2 Kardeş Kule(Le Due Torri): Asinelli ve Garisenda
Asinelli ve Garisenda kuleleri, Bologna siluetinin vazgeçilmez parçaları dersek yanlış olmaz. 12. ve 13. yüzyıllarda savunma amaçlı inşa edilen bu kuleler, yapımını emreden şehrin zengin ailelerine prestij sağlarken, bir nevi aradaki rekabeti de simgeliyor.
Asinelli Kulesi
Asinelli Kulesi, şehrin iki simgesel kulesinin en yükseği. 1109-1119 yılları arasında Asinelli ailesi tarafından inşa ettirilen ve savunma işlevi gören kule, İtalya’nın en yüksek eğik ortaçağ kulesidir.
Bologna’nın tüm kırmızı tonlarını önünüze seren panoramik manzarayı görmek için, sizi 97,20 metre yükseğe çıkaracak 498 merdiveni tırmanmanız gerekiyor. Açık bir günde, kuzeyde Padua tepelerini ve Venedik Pre-alplerini, doğuda ve batıda Po vadisini ve güneyde Apeninler’i görebiliyormuşsunuz.
İlginç bir bilgi olarak ‘asinelli‘ İtalyanca’da eşek demek. Efsaneye göre kule, eşekleriyle kum ve çakıl taşıyan genç bir adamın girişimiyle inşa edilmiş.
Kule bakımda olduğu için biz maalesef çıkamadık. Güncel ziyaret durumu için websitesini kontrol edebilirsiniz.

Garisenda Kulesi
Garisenda Kulesi ise eğriliğiyle ünlü ve Pisa Kulesi’nden bile daha eğimli. Başlangıçta yüksekliği 60 metreymiş ancak 14. yüzyılda yıkılma tehlikesinden dolayı kısaltılarak 48 metreye düşürülmüş. Eğriliğin sebebi ise inşaat sırasında yaşanan bir depremmiş.
Hala risk taşıdığından ziyarete kapalı.
Prendiparte(Coronata) Kulesi
12. yüzyılda Prendiparte ailesi tarafından savunma amaçlı olarak inşa edilmiş. Kule 60 metre yüksekliğiyle Bologna’nın en yüksek ikinci kulesi. Son restorasyon çalışmaları sayesinde yapının 12 katı artık tamamen halka açılmış ve kule Bologna’nın en iyi korunmuş tarihi yapılarından biridir.
Kuleyi ziyaret etmek için gerekli detaylara şuradan ulaşabilirsiniz.
Archiginnasi Kütüphanesi ve Ünlü Anatomi Amfisi
Binaya geçmeden önce biraz Bologna Üniversitesi’nden bahsedelim. 1088’e dayanan kuruluş tarihi ile Avrupa’nın en eski üniversitesi ünvanına sahip. Aslında üniversitenin ilk kuruluşu bir çeşit öğrenci topluluğuna dayanıyor. Dekanlar öğretmenleri yerel aristokratlar arasından seçiyor.
O günlerde üniversite herhangi bir binaya sahip değilmiş. Dersler evlerde gerçekleştiriliyormuş. Buna rağmen çevre bölgelerden ve ülkelerden öğrencileri buraya çekmeyi başarmış. Nihayet 1563 yılında bu bina yapılıyor ve 1803’e kadar üniversiteye ev sahipliği yapıyor. Sonrasında ise bugün de olduğu gibi bir kütüphane vazifesi görüyor. Bina 2.Dünya Savaşı sırasında 1944 yılında bombalanıyor ve ciddi hasar görüyor. Sonrasında tekrar inşa ediliyor.
Bina estetik olarak zaten ziyaret etmeye değecek kadar güzel. Ancak bunun da ötesinde değinmemiz gereken eşsiz bazı noktalar var.
Üniversite kurulduğu ilk zamanlardan itibaren Avrupa’nın dört bir yanından binlerce öğrencinin ilgisini çekmeyi başarıyor ve bir araya getiriyor. Bu çeşitliliği gözler önüne seren en önemli detay ise öğrencilerin geldiği aileyi, şehri veya prensliği temsilen yapılan armaların yer aldığı revaklar. Duvarları ve tavanları süsleyen 7000’in üzerinde arma yer alıyor!


Anatomi Amfisi
1637 yılında Antonio Levante tarafından oyulmuş ahşaptan inşa edilen ve geçmiş yüzyıllarda anatomi öğretimi için kullanılan salon burası. Ahşaptan bir amfitiyatro olarak tasarlanmış. İçeride birçok heykel var. En ünlüsü heykeltıraş Ercole Lelli’nin ünlü “Spellati” (derisi yüzülmüş) heykelleri. Diğer heykeller de gerek antik gerek modern zamanlardan doktorları temsilen yapılmış. Bu isimler arasında Hipokrat, Galen ve burun estetiğinin öncülerinden Bolognalı Gaspare Tagliacozzi var.


Sala dello Stabat Mater (Stabat Mater Salonu)
Üst katta binanın her kanadının sonunda iki büyük salon bulunuyor; bunlardan biri şu anda kütüphanenin okuma salonu haline gelmiş, diğeri ise şu anda kongre salonu olarak kullanılmakta. Bu kongre salonu, 18 Mart 1842’de Gaetano Donizetti tarafından yönetilen Rossini’nin Stabat Mater’inin ilk performansının anısına “Sala dello Stabat Mater” olarak isimlendirilmiş.
Buraya bilet ile giriliyor ve ancak eğer kütüphane etkinliği için kullanılmıyorsa ziyaret edilebiliyor.


Binayı özgürce dolaşıp revakları ve öğrenci armalarını ücretsiz olarak görebilirken, Anatomi amfisi ve Stabat Mater odası için 3 Euro’luk bir bilet almanız gerekiyor. Bileti ikinci kattaki gişelerden alabiliyorsunuz. Ancak Cumartesi ve tatil günleri için bileti önceden almanız gerekiyormuş. Buradan alabilirsiniz.
Santo Stefano Bazilikası(Basilica di Santo Stefano) ve Meydanı
Buraya belki kısaca labirent bazilika desek daha doğru olur. Bir diğer adı Sette Chiese yani 7 Kilise olan bazilika, bu ünvanı 4 kilise ve 3 şapelden oluşmasıyla alıyor. Koridorlarla, kapılarla birbirine bağlanan bu yapılar insana labirent havası veriyor. Biz akşam ziyaret ettiğimiz için loş ışıklar altında daha gizemli bulduk.
İçerisindeki en eski yapı, yapımı 5.yy’a kadar uzanan Kabir Kilisesi(La basilica del Sepolcro). Isis için yapılan bir tapınağın üzerine yapılmış. Kudüs‘te bulunan Hz.İsa’nın mezarının bulunduğuna inanılan kiliseye atfen yapılıyor. Vitale e Agricola kilisesi ise tarihi olarak 4.yy’a dayansa da, 12.yy’da tekrar inşa edilmiş.
İçeriye giriş ücretsiz. Belki maksimum 1 saat vakit harcarsınız.
Önünde yer alan Santo Stefano meydanı ve 2 yanında uzanan revaklar insanlarla dolu ve cıvıl cıvıl. Bologna’nın bir öğrenci şehri olduğunu hatırlatıyor.
Venedik Penceresi (La Piccola Venezia)
Yazının Kanallar Şehri Bologna kısmında Bologna’nın görünmeyen kanal ağından bahsetmiştik. İşte bu gizli kanalların ifşa olduğu nadide yerlerden bir tanesi burası. Binalar arasında kalan kanal, sokağın iki tarafındaki boşluktan görülebiliyor. Boşluklardan birisi pencere şeklinde nostaljik gizemli bir bakış açısı sunuyor.


San Luca Mabedi
Bologna’nın yanıbaşındaki bir tepenin ucunda yer alan San Luca Mabedi Bologna’nın simgelerinden biri olmuş. Tarihi merkeze, Porta Saragoza’dan başlayarak 600’den fazla kemerle dört kilometre boyunca uzanan ve şehrin diğer revaklarıyla birlikte 2021 yılında UNESCO Dünya Mirası olarak ilan edilen, dünyanın en uzunu olan karakteristik revakla bağlanıyor. 500 seneyi aşkın süredir Meryem ve Bebek İsa ikonalarını ziyaret için kullanılan bu güzergah, revaklı yolun 1674’te inşa edilmesiyle artık bu yoldan icra ediliyor. Günümüzdeki ise bu revaklı yol her gün binlerce insan tarafından gerek turistik, gerek ruhani, gerek sportif amaçlarla arşınlanıyor.
San Luca’ya Otobüs ile Ulaşım
Hamile bir hanımla seyahat edince tepeye yürüyerek çıkmak bizim için bir seçenek değildi. O nedenle otobüsle çıkıp, yürüyerek inmeye karar verdik.
San Luca’ya otobüsle çıkmak için şehir merkezinden 20 nolu hatta bindik ve Villa Spada durağında 58 nolu minibüse aktarma yaptık. 58 numara tepeye çıkan tek hat. Yaklaşık 12-15 yolcu kapasiteli ve ayakta yolcu almıyor. Biz durağa vardığımızda aslında minibüsü dolduracak kadar kalabalık vardı ancak kalabalığın yarısı aynı aileye mensup olup sığamayacaklarını anlayınca bize fırsat doğdu.

En fazla 15 dakikaya San Luca’ya ulaşıyorsunuz. Toplu ulaşımın bir parçası olduğu için ilk aldığımız biletle aktarma yapıyormuş gibi olduk, ekstra bir bilete gerek olmadı.
Dünyanın En Uzun Revaklı Yolu(Portico)
San Luca’dan başlayan revaklı yol(portico) Porta Saragozza‘ya kadar kesintisiz uzanıyor. Uzunluk olarak yaklaşık 4 km. Normal bir birey tahminen 50 dakikaya yürüyebilir. Bizim ağır ağır yürüyerek 1 saati geçti. Porticonun ilk yarısında bir taraf duvar iken diğer tarafı manzaraya bakıyor; genel olarak yeşillik, zaman zaman villalar ve Bologna futbol takımının Renato Dall’Ara stadyumu dikkat çekiyor. Artık şehrin düzlüğüne varınca bir tarafta dükkanları, diğer tarafta yol ve evleri izliyorsunuz.


Porta Saragozza‘dan şehir merkezine ise güzel denebilecek Bologna sokakları arasında yürüyerek ulaşabiliyorsunuz. Şehir merkezinden farklı olarak buralar biraz daha sakin ama güzel.
Kesinlikle tavsiye edebileceğimiz bir deneyim ve yürüyüş.
3 Ok ve Hikayesi
Maggiore caddesi üzerinde yer alan revakta amaçsızca yürürken yukarı bakan insanlar gördük. Hani bir Türk filmi vardı ya bu insanlar nereye bakıyor diye. Biz de bakmaya başladık ama bir şey de göremedik. Hemen Google Haritalar’ı açıp bulunduğumuz konumu kontrol ettim. Ahşap tavana saplanmış 3 tane ok olduğunu öğrendik ve yorumlardan birisinin de yardımıyla okları görebildik. Sonrasında bu 3 ok için yaptığım araştırmada rastladığım çeşitli rivayetlerin olduğunu gördüm. İşte onlardan bazıları şu şekilde:

Bir hikayeye göre oklar, kocası tarafından zina yapmakla suçlanan bir soyluyu ya da soylu bir kadını öldürmeye giden suikastçılardan çıkmıştı. Ancak okçular atışlarını yapmaya hazırlanırken bir kadın onları fark etmiş ve kendini katillere göstermiştir. Üç okçu çok şaşırmış ve üç oku da pasajın tonozuna atarak hedeflerini ıskalamışlardır.
İkinci efsaneye göre oklar iki soylu ve muhafızları arasındaki bir savaştan kalmıştır.
Diğer bir hikayeye göre ise 1877 yılında Casa Isolani’nin restorasyonundan sorumlu olan ressam ve mühendis Raffaele Faccioli’den bahsetmektedir. Bologna öğrencilerle dolu bir şehirdir ve onlardan birkaçının restorasyon sırasında binaya üç ok atmaya karar verdiğine inanılmaktadır.
Bir başka hikayede ise hırsızlar yerel bir toprak sahibini soymaya çalışır ve onu Casa Isolani’ye kadar kovalamışlar, tam oklar gerilmişken pencerelerden birinden çıplak bir kadın eğilerek dikkatlerini dağıtmış ve atışın ıskalanmasına neden olarak okların bugüne kadar orada kalmasına neden olmuş.
Gördüğünüz üzere ilginç rivayetler var ancak bizim için daha ilginci bu hikayelerin ve okların saplandığı Casa Isolani’nin 13.yy’dan kalması ve sebebi ne olursa olsun o okların en aşağı 150 senedir el değmeden orada kalabilmesi.
Bologna Yeme/İçme Deneyimimiz ve Tavsiyeler
Bologna’da 2 gün boyunca çeşitli yerlerde yedik. Kısaca onlardan bahsedelim:
- La Bella Napoli: Napoli pizzacısı ama diğer yemekler de var. Burada hem Napoli usulü pizza hem Bolonez soslu makarna yedik. Hepsi çok güzeldi diyebilirim. Burayı kaldığımız yere yakın olduğu için özellikle tercih etmiştik.
- Valentini: Kaldığımız yere yakın bir yerdi. Bologna’dan önce Venedik’teydik ve artık içimiz dışımız makarna ve pizza olmuştu. O nedenle daha sağlıklı farklı bir şeyler aradık. Tatlı hanımefendilerin işlettiği bu yerel fırında porsiyon usulü çeşitli haşlanmış sebzeler aldık. Gayet uygun fiyata güzelce karnımızı doyurduk.
- ScemuÁ bistrot: Bir tık tikican bir mekan denebilir. Gençler arasında trend bir yer gibi. Uçağımız olduğu için biraz hızlı yiyip kalktık ama mekanda oturulur yani. Güzel kokteyl seçenekleri de vardı.
- Felicity Bistrot & Croissanterie: Buraya bayılmıştık. Evden çıkıp şehir merkezine giderken 2 gün de burada kahvaltı yaptık. İlk gün herhalde eşimi hamile görünce bir kıyak geçtiler ve bize özel bir sandviç/kruvasan hazırladılar. İkinci günde aynı şeyden alalım istedik ama o kişi yoktu:( Yine de yerel ve lezzetli ürünleri olan bir fırın/pastane. Ürünlerini arkada taze taze yapıyorlar.
- Antico Caffe Scaletto: Sandviç almak için uğramıştık. Alınır.
- Mercato di Mezzo: Çeşit çeşit yemek reyonlarının olduğu bir pazar alanı. Mutlaka beğeneceğiniz bir şeyler çıkacaktır ama çok ahım şahım bir lezzet beklememek lazım.
- Il Tarì: San Luca’dan şehre yürürken burayı görüp oturduk. Yerel denebilecek, iyi bir mekan. Tortellini ve birkaç şey daha söylemiştik. Yemeklere öyle ahım şahım bayılmadık ama bu taraflardan geçiyorsanız, şans verebilirsiniz.
- Cremeria la Vecchia Stalla: Bu dondurmacıya bayıldık. Santo Stefano’dan merkeze doğru yürürken zaten sıra dikkatinizi çekecektir.
- Cremeria Marconi: Burası biraz daha arka sokaklarda kalıyor ama turistik olmayan başarılı bir dondurmacı.
İşte Bologna gezi notlarımız bu şekilde. Siz de bu küçük ama güzel şehri mutlaka görün ve sonuna kadar keyfini çıkarın!







