Anasayfa Gezi notlarıAvrupa İzlanda Ring Road Günlükleri 1: Golden Circle

İzlanda Ring Road Günlükleri 1: Golden Circle

yazan Ender
Thingvellir Ulusal Parkı, İzlanda

Uzun bir tembellik döneminden sonra,  Ring Road gezi notları için açılışı İzlanda’nın en meşhur gezi rotası olan Golden Circle ile yapıyorum.

Perşembe sabahı erken kalkıp mükellef bir kahvaltı sofrası hazırlamıştık. Marketten aldığımız ilginç peynirimsi kahvaltılıklardan doyasıya yedik. Eşyaları toparlayıp araca yerleştirince hazırlıkları tamamladık. Hayallerimize ulaşmak üzereyken heyecan da tavan yapmıştı. Bu dışı soğuk içi sıcak ada ülkesini saat yönünün tersine çepeçevre dolaşacaktık.

[photogrid ids=”1463,1455,1456,1451″ captions=”yes” columns=”five” fullwidth=”no” ]

Başkentten 10.30’da ayrıldık. İlk hedef Thingvellir Ulusal Parkı’ydı.

Şehirden çıkıp da yol uzun ince bir hal alınca manzara kendini göstermeye başlamıştı. Geniş araziler ve yüksek dağlar, kar birikintileri, göletler “velkomin” diyordu. Bu rota aynı zamanda ünlü Golden Circle demekti. Golden Circle, asıl olarak 3 tane hedefi barındırıyor: Thingvellir Ulusal Parkı, Gullfoss(şelale) ve Geysir Bölgesi.

Daha öteye gitmeden İzlandaca da coğrafik öğeler için kullanılan eklerden bahsetmek yararlı olur:

  • borg: kayalık tepe (Asagshfjhborg) Şaka şaka böyle bir yer yok, ama olabilir de.. 🙂
  • velli: ova, düzlük (Thingvellir)
  • foss: şelale (Gullfoss)
  • vatn, -vötn: göl (Thingvallavatn)
  • -fjöll, -fjall, -fell: dağ
  • kirkja: kilise
  • jökull: buzul
  • -ey,-eyjar: ada, adalar
  • -lon: lagün
  • -vegur: yol (Mesela İzlandaca Ring Road: Hringvegur)

Kaynaklar:

https://www.icelandontheweb.com/articles-on-iceland/travel-info/icelandic-nature-words

https://pubs.usgs.gov/of/1995/of95-807/geoicelandic.html

Thingvellir Ulusal Parkı

Parktan önce sizi İzlanda’nın en büyük gölü olan Thingvallavatn karşılıyor. Þingvellir(Thingvellir) kelimesi “Parlamento” manasına geliyor. Thingvallavatn ise Parlamento Gölü oluyor. Parlamento ne alaka diyebilirsiniz. Olayın aslı Thingviller Parkı’nda.

Parkın hem coğrafi hem tarihi hem biyolojik önemi var. Coğrafi açıdan; Avrupa ve Kuzey Amerika kıtalarının birleşim noktası, İzlanda’nın en büyük gölünün kıyısında, küçük bir koru ile karla kaplı küçük bir vadi ve şelaleleri görebiliyorsunuz.  İzlanda’nın küçük bir özeti gibi. Jeolojik kaderinden dolayı hem depremlerden muzdarip hem de harika yer şekillerine sahip.

Biyolojik açıdan 150’den fazla bitki, 50’den fazla hayvan türüne ev sahipliği yapıyor. Bu arada gölde balık tutmak izne tabiymiş.

Tarihi açıdan ise İzlanda’nın Althingi isimli ilk parlamentosu burada kurulmuş. Dünya tarihi açısından ise temsili demokrasinin uygulandığı ilk meclismiş. Kararları burada toplanıp alırlarmış. İnsanlar başkentten buraya yürüyerek veya at sırtında gelirmiş. Aynı zamanda ölüm cezasında çarptırılanlar Drekkingarhylur bölgesinde başına taş bağlanarak su birikintisine atılırmış.

Parka girmek için bir ücret ödemiyorsunuz ancak otopark ücretli(400 Kr). Biz önce ödemedik sonrasında döndüğümüzde kağıt bırakmışlar ödeyin diye. Uslu çocuk olup ödedik 🙂

Parkın farklı yerlerden birden fazla girişi var. Asıl girişinden girince önce Thingvallavatn manzarasını selamlıyorsunuz. Sonra  yarık kayalık bir vadiden giriyorsunuz. Yol ilerledikçe çeşitli rotalara, kısımlara ayrılıyor. Kısa kısa bahsetmek gerekirse;

  • Almannagja, parka Hakið girişindeki ilk yarık yol. İzlandalılar’ın ilk ulusal meclisinin toplandığı, Hristiyanlığa geçiş yapılan ve bağımsızlıklarını, egemenliklerini kutladıkları önemli bir yer.
  • Lögberg, eski zamanlarda önemli mevzuları konuşmak için insanların çıktığı bir kayayı ifade ediyor. Bugün bu nokta tam bilinmiyor. İzlanda bayrağının olduğu bölge olası noktalardan birisi.
  • Diğer yandan Drekkingarhylur adı verilen bölgenin ise kara bir tarihi var. Ölüme mahkum edilen erkekler o zamanlarda asılırken, kadınlar ise bir çuvala konulur ve Öxara nehrinden akan suyun oluşturduğu su birikintisine atılırmış. Çuval hareketsiz kalana kadar da çubukla orada kalması sağlanırmış 🙁 18 kadın bu şekilde infaz edilmiş.
  • Öxarárfoss şelalesi, Öxará nehrinin taşıdığı sular buradan dökülüyor. Enfes bir görüntüsü var. Otur izle.
  • Þingvellir Lagünü ise bu nehirden akan suların göl ile karışmadan önce toplandığı yer. Etrafından dolaşıp önce Þingvellir kilisesini sonrasında ise dalış yapılan Silfar bölgesine yürüyebiliyorsunuz.
  • Þingvellir kilisesi, Hristiyanlığın kabulünden sonra yapılıyor. Ancak şu an görülen kilise 19.yy’dan kalma. Ahşap ve küçük bu kilise İzlanda’nın genelinde olduğu gibi yine çok tatlı.
  • Eğer lagün tarafına değil de devam ederseniz ilerde küçük kanyon devam ediyor. Hatta o arada kanyonun bir kısmı buzul kaplıydı. Azmedip yukarı çıkarsanız güzel bir manzara sizi bekliyor.

[photogrid ids=”1474,1473,1464,1460,1459,1458,1457,1454,1453,1452″ captions=”yes” columns=”five” fullwidth=”yes” ]

Silfar

Silfar’a ve Davidsgja(David Çatlağı)’ya mutlaka gidin. Silfar tam kıta ayrımının olduğu alan. Acayip berrak bir su var. Bu bölge depremlerden muzdarip demiştim ya, Silfar yarığı bu depremlerle yeraltına doğru uzamış. Langjökull Buzul’undan eriyen sular ise yeraltındaki gözenekli lav tabakasında filtrelenerek uzun yıllar içerisinde Silfar’a ulaşmış. İşte suyun saflığı buradan kaynaklanıyor. Onların iddiası dünyadaki en saf su olduğu yönünde. Sular buzuldan eridiği için soğuk. Sene boyunca sıcaklık 2-4 arasında kalıyormuş. Davidsgja jeolojik olarak Silfar’a benzer yapıda ancak daha çok yerel insanların tercih ettiği bir yer. Bu iki yere benzer başka dalış bölgeleri de var. He tabi bu arada dalış için kayıt olmuş kişiler dışında yüzmek, suya dalmak yasakmış..

Dalış merakınız ve paranız varsa burada 250 Kronaya şnorkelle, 400 krona civarına tüplü dalış yapabiliyorsunuz. Biz izlemekle yetindik..

Bahsettiğimi tüm bu noktaları gezdiğimizde 7.5 km tutmuş ve 3.5 saat geçmişti.

İzlanda Atları (Viking Atları)

Yolda ünlü şapşik İzlanda atlarını görünce durup sevdik. Adamlar bunu bile ticarete dökmüş. Atlar için para istemiyorlar ancak atlara şeker vermek isteyenler için dolap koymuşlar. Üzerine de 200 krona yazmışlar(buradaki güven ilişkisine yine dikkat). Ben de bir tanecik küçücük şekere 8 lira verecek göz var mı?  Aldım halis Malatya kayısısını verdim gariplere. Bayıla bayıla yediler bir de selam söylediler memlekete. Eğer elinizde bir şey yoksa ve atları çekmek istiyorsanız sanki elinizde bir şey varmış gibi uzatın, hemen kafayı uzatıyorlar. Atların da bug’ını bulduk 🙂

[slider ids=”1472″ fullwidth=”no” captions=”yes” ]

Geysir

İkinci durağımız pek ünlü Geysir’lerdi. İngilizce’deki geyser kelimesi adını buradan almış.

Geysir bildiğimiz sıcak su kaynağı aslında. Bildiklerimizden farkı ise patlaması.

Bölgede birçok geysir var. Ortadaki Strokkur adı verileni en büyük ve meşhur olanı. Gözlemlediğim kadarıyla yaklaşık 3 dk’da bir patlıyor ve sıcak su metrelerce yukarı çıkıyor. Daha önce senelerce hiç patlamadığı olmuş.

İşin detayında, yeraltı suları sıcak kayalara temas ediyor ve ısınıyor. Sıcaklıkla beraber basınç da artıyor. Bir noktada su artık yeter diyor ve patlıyor. Söylemeye heralde gerek yok baya sıcak. Bu nedenle etrafını çevirmişler.

[photogrid ids=”1465,1461″ captions=”yes” columns=”three” fullwidth=”no” ]

Bu güzel şovu izlemek için gidilir. Beni şaşırtan başka bir şey ise suyun acayip berrak olması. Su artık değişik mavi bir renge bürünmüş.

Bölgeye giriş ve park ücretsiz. Yakında otel olarak çalışan bir de tesis var.

Bu kadar vakitten sonra karnımız acıkmıştı ve bir şeyler yiyelim dedik. Yoldaki ilk öğünümüzde tortellini yaptık. Dışarısı acayip soğuk ve rüzgarlı olduğu için ocağı arabanın içinde yaktık.

Gullfoss (Altın Şelale)

Mide kendini toparlayınca düştük yollara Gullfoss’a doğru. Gullfoss’tan bu kadar etkileneceğimi tahmin etmemiştim. Muazzam bir şelale!! Bu şelaleden sonra onlarca şelale görmüşüzdür ama Gullfoss başka. Çook heybetli, coşkulu, 2 katlı bir şelale. İzlanda’nın 3. en uzun nehri olan Hvita’nın suları şelalenin ilk katında 11 metreden dökülürken, ikincisinde 20 metreden dökülüyor. Şelalenin adının Golden(altın)’dan geldiği söyleniyor.

[photogrid ids=”1471,1467,1466″ captions=”yes” columns=”four” fullwidth=”no” ]

Gullfoss’u ziyaret ücretsiz.

Kerid Krater Gölü

Kerid gidip gitmeme konusunda kararsız kaldığımız bir yer oldu. İlk gün bu kadar vakit harcayacağımızı düşünmemiştik. Hava kararmak üzereydi ve Golden Circle’dan sonra birbirine paralel birkaç yoldan birisini seçmeliydik: Kerid’li olanı seçtik.

Burası bir krater gölü ve sadece 3000 yıllıkcık. Bu süre jeolojik olarak çok değilmiş. Genç bir krater olduğundan demir hala tazeymiş ve toprağa kızıl rengini veriyormuş. Yaşlandıkça bu renk bildiğimiz volkanik siyaha dönecek.

İnternette özellikle bahar zamanı görüntüsü var: yeşil çimler, kırmızı toprak, mavi su derken baya çekici duruyor. Nisanda o kadar albenili değil söylemek lazım. Soğuktan dolayı anca suyun yanına kadar indim birkaç fotoğraf çekip araca döndüm, Berk ise biraz fotoğraf çekeyim deyip 1 saat kaldı. Uzun çekim sevenler derneği 🙂

[slider ids=”1462″ fullwidth=”no” captions=”yes” ]

Buraya giriş normalde 400 Krona ancak görevli falan yoktu. Biz de para vermeden geçtik.

Keriq’ten ayrılırken artık hava baya baya kararmıştı. İlerlemek adına gözümüze Argor şehrini seçtik. Nasıl olsa İzlanda’da mekanlar erken kapanıyor diye düşünüp hotdogcunun önüne park ettik; meğersek gece hayatının göbeğine düşmüşüz. Gece hayatı dediysek de, hotdogcu, Domino’s, bar ve otelin insan trafiği gece 2’ye kadar  durmadı. Biz de ortalık sakinleşene kadar şehrin hepi topu 2 tane olan caddesini dolanıverdik.

İzlanda’da yoldaki ilk günümüz ve Golden Circle turumuz bu şekilde geçti.

You may also like

1 yorum

Defne 31/07/2019 - 01:10

Çok yararlı bir yazı olmuş teşekkürler

Cevapla

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: