Anasayfa Gezi notlarıAsya Cennetin Krallığı: Kudüs Gezi Notları

Cennetin Krallığı: Kudüs Gezi Notları

yazan Ender

Kudüs…

Hakkında ne yazsanız kıt kalır. Gezeni, okuyanın önünde galip kılar. Her bir taşında kutsallık var. Sokaklarında eşi benzeri olmayan bir harmoninin fısıltısı kulağınıza çalınır.

Tarih, kültür, din, sosyoloji, antropoloji, mimari vs. bunlardan bir veya birkaçına bile ilginiz varsa gelmek için çok sebebiniz var demektir.

Saat 22 gibi Tel Aviv’den bindiğim otobüsten, 50 dakika sonra Kudüs’ün merkez otobüs terminalinde(CBC) indim. Gitmeden önce hiçbir araştırma yapmamış ve her şeyi akışına bırakmıştım. Kudüs ile ilgili kafamdaki tek şey Kubbet’üs Sahra’nın fotoğraflardan kalmış görüntüsüydü.

Terminalden çıktığımda ise şok! Seküler, modern, rahat Tel Aviv’den sonra Kudüs şaşırtmıştı. Kipalı sakallı erkekler, uzun, sade kıyafetli kadınlar, bir köşede değişik bir müzik ile coşan dindar Yahudiler ilk izlenimimi şaşırtıcı hale getirdi. Şaşkınlığı atlatıp terminalin hemen önünde yer alan tramvay durağına gittim. Kalacağım hostel eski şehir içerisindeydi. Buradan eski şehire 5 tramvay durağı var. Cadde genel olarak güzel, yürünebilir ama yaklaşık 35-40 dakika sürecektir. 5.90 şekel verip bilet aldım ve tramvaya bindim.

Devam etmeden Kudüs ile ilgili birkaç şeyi açıklayayım. Kudüs İsrail’in, İsrail tarafından kabul edilen başkenti. Uluslararası birlikler ise bunu kabul etmiyor ve başkent olarak Tel Aviv’i kabul ediyor. Eski şehir, Kudüs’ün çok küçük bir kısmı. Büyükçe bir şehir diyebiliriz. Şehirde Yahudiler çoğunlukta, Hristiyan ve Müslümanlar azınlıkta ve genelde birbirine yakın bölgeler yaşıyorlar. Şehrin yaklaşık %70’i Yahudi, geri kalanı ise Müslüman, Hristiyan ve diğerlerinden oluşuyor.

Eski şehir 4 bölgeye ayrılıyor: Müslüman bölgesi, Yahudi bölgesi, Hristiyan bölgesi ve Ermeni bölgesi. Bunların dışında Etiyopyalı, Fransız, İtalyan vb toplulukların olduğu kısımlar da var.

Hostel eski şehirde Müslüman bölgesinde yer alıyor. Müslüman bölgesinin ise şehre bakan kapısı Kanuni tarafından yaptırılan Şam Kapısı(Damascus Gate). Zaten şehrin duvarları en son halini büyük oranda Osmanlı zamanında almış ve bugüne kadar gelmiş. Hala da taş gibi.

Tramvaydan bu kapıya yakın olan Damascus Gate(Şam Kapısı) durağında inilebilir. Gece açıkçası bölgede bir Aksaray havası vardı, yusuf atmadım değil. Kapıya geldiğimde ise 5-10 tane beyaz elbiseli rahibenin ilahiler söylediğini gördüm yanlarından ise bir rahip(monk olanlardan) geçti. Kendimi bir an çok eski çağlarda yaşıyormuş gibi hissettim.

Anlattığım tüm yerleri işaretlediğim Google haritasına buradan ulaşabilirsiniz.

Hebron Hostel

Heyecanlı adımlarla Kudüs’ün eski taş yollarını takip edip sonunda hostelin asılı tabelasını gördüm. Hebron Hostel’de kalacaktım. Çok bir beklentim yoktu ancak beklentimin altında kalan bir hostel oldu. Ucuza kapatmak için iyi bir yer yine de. 2017 Kurban bayramı için gecelik fiyat 45 TL’ye gelmişti.

Booking.com‘dan rezervasyon yaptırmıştım ancak yer yoktu ve beni 16 kişilik odada 17. olarak yerleştirdi. Yattığım şeye yataktan çok sedir denebilirdi. O saatte başka bir opsiyonum olmadığı için idare ettim ve ertesi gün konuşup boşalan bir yatağa geçtim.

Booking’de hostelde kahvaltı verildiği yazıyor. Kahvaltı yok ancak onun yerine her akşam 6’da yemek veriliyor. Menü genel olarak, pilav üzerine et parçalı bir yemek ve çorba.  Lezzet olarak beğenmedim ama bütçe yapan gezginler için yenmeyecek yemekler değil. Ayrıca kahve ve sallama çay çeşitleri sürekli var. Hostelin terasına çıkıp insanlarla tanışabilir veya açık havada etrafı izleyip rahatlayabilirsiniz. Klima yok, serinliği fanlarla sağlıyorlar. O da çok başarılı olduğu söylenemez. Elektrik prizleri benim kaldığım odanın girişinde uzatma kablosuyla sağlanıyordu. Öyle yatak başında falan yoktu maalesef.

Ancak konumu çok iyi bir yer. Şam Kapısı, Yeni Kapı(New Gate) ve Jaffa Kapısı’na neredeyse eşit mesafe uzaklıkta. Kapıdan çıkıp direk aşağıya yürüdüğünüzde Mescid’i Aksa’ya, yukarı yönde ise Hz. İsa’nın mezarının bulunduğu Holy Sepulchre(Kutsal Mezar) Kilisesi’ne gidilebilir.

Kudüs’ü Keşif

Sabah kalktığımda yine şortumu giymiştim ve Mescid-i Aksa’ya gitme konusunda kararsızdım. Tam diz hizasına geldiği için içeri almama ihtimalleri vardı. Hostelden çıkıp sadece yolu takip ettim. Daracık sokaklar, kerpiç duvarlar. Bir sokak kesişiminde karşımda İsrailli askerler vardı. Bana sırayla turist misin(evet), Müslüman mısın(evet), nereden geliyorsun(Türkiye) sorularını sordular. Neden soruyorlar anlamamıştım. Sonra ise Fatiha’yı oku dediler o_O Ve o an beynim dondu. Bu adamlar niye Fatiha soruyordu ve Fatiha hangisiydi! İçimden hızlıca sureleri geçirdim ve elhamla başlayan Fatiha’ydı herhalde deyip başladım okumaya. Adamın gözlerinden doğru yolda olduğumu anladım 🙂 Geçmeme izin verdiler ve kapıya geldim. Meğersem farkında olmadan El Haram El Şerif (Kubbet’üs Sahra ile Mescid’i Aksa’nın bulunduğu alan/kompleks)’in kapısına gelmişim. Kapının hemen diğer tarafında Müslüman bir görevli vardı ve direk olarak “kapalı” dedi.

-Ama Müslümanım? (şair burada bize de mi kapalı demek istedi)

Nereden geliyorsun?

-Türkiye

Ama o şort ile olmaz, al şu eteği ört üstünü

-OK OK !?!?

Eteği aldım ama giymedim tabi ki. Şortumu aşağı çektirerekten diz altına getirdim. Ve artık içerdeyim!

Kubbet’üs Sahra ve Mescid-i Aksa

Bence bu topraklardan etkilenmek için çok dindar olmanıza gerek yok. Resmen tarihin içinde adım atıyorsunuz, anlatılamaz bir duygu. Merdivenleri çıkıyorsunuz ve berrak gökyüzünün altında güneş gibi parıldayan Kubbet’üs Sahra karşılıyor sizi.

Camiye girerken de aynı muhabbet oldu. Fatiha’yı okudum içeri girecektim ki adam dizlerin namaz kılarken açılacak dedi. Bende namaz kılmam o halde dedim, tamam dedi ve güldü.

Kubbet-üs Sahra estetik çekiciliğinden olsa gerek çoğu zaman Mescid-i Aksa sanılır. Cami 7. yy’da eski Yahudi tapınağının(Bkz. İlk Tapınak) olduğu kaya üzerine yapılmış. İçeriye girdiğinizde o kayayı görmek mümkün. Hatta alt tarafına inip namaz da kılınabiliyor. Hz. Muhammed de diğer büyük peygamberlere bu kayanın altında namaz kıldırmış.

Birkaç adım ötesinde daha mütevazı ama daha önemli başka bir yapı: Mescid-i Aksa.

Bir görevli artık klişeleşmiş soruları sorarken üzerinde üzerinde kimlik asılı başka bir ‘görevli’ çıka geldi ve Türkiye’den mi geliyorsun diye sordu. Evet dedim ve benimle gel dedi. Beni hızlı adımlarla camiye soktu. Yaşlı sarıklı bir adamla tanıştırıp caminin imamı dedi. Hızlı hızlı bir şeyler anlatırken bir yandan camiyi dikine geçip mihraba geldik. Sonra küçük bir odaya soktu ve biraz önce tanıştırdığı ‘imam’ oradaydı. Otur senin için dua edecek dedi. Adam bir şeyler okuyor falan ben mal mal bakıyorum noluyor diye. Sonra oradan başka bir odaya soktu ve pencereden manzarayı gösterdi. Birkaç fotoğraf çektim ve ‘İmam cami için senden sadaka bekliyor’ dedi. Dedim yok para falan adamlar bir kabardı cebimden 5-10 şekel çıkarıp verdim. İmam parayı alıp kayboldu hemen ortadan. Diğer şero beni alıp yine mihraba götürdü. Yine hızlıca bir şeyler anlattıp “e bende sana rehberlik ettim bana da birkaç dolar vermeyecek misin” dedi. Lan git ne parası deyip bu sefer ben kabardım. Sinirlendiğimi görünce adam hemen topuk. Peşinden gidip yakalasam mı diye bir düşündüm ama ne bulunduğum ortama yakıştırdım ne de dışardaki polise, görevliye güvenemedim.

Dünyadaki en kutsal yerlerden birisine gelmişsiniz, müthiş bir hissiyat var ve uhrevi duygularınız tavan yapmış, sizi Müslüman mısınız diye binbir soru sorup içeri alıyorlar ama bu mahlukların orada elini kolunu sallayıp Müslümanları kafalayıp üçkağıtçılık yapmasına da izin veriyorlar.

Ağlama Duvarı (Kotel = Western Wall = Batı Duvarı = Burak Duvarı)

Gerçekten çok ilginç. Kudüs ‘ü özel kılan şey de bu.

Biraz önce duvarın diğer tarafında Hz. Muhammed’in miraca çıkarken Burak’ı bağladığına inanılan yerdeyken, şimdi duvarın diğer tarafında Yahudiler için dünyadaki en kutsal yerdeydim. Evet aynı duvar!