Anasayfa İspanya'da Hayat İspanya’da Expat Olmak – İlk İzlenimler

İspanya’da Expat Olmak – İlk İzlenimler

yazan Ender

Eveet Barcelona’dan selamlar!  Barcelona’ya expat olarak taşınalı 2 ayı geçiyor..

Geçen yazıda yurtdışında çalışmayı düşünenler için yaşadığım tecrübeleri aktarmıştım. Hayaller o zaman Paris’ti, şimdi gerçekler zamanı! Sizlerle bir expat olarak Barcelona’da iki aylık süreçteki gözlemlerimi, düşüncelerimi, duygularımı paylaşmak istedim. Belki 6 ay 1 sene sonra bir yazı daha yazarsam güzel bir karşılaştırma şansı olabilir.

Expat: Gurbetçi veya yabancı çalışan olarak çevrilebilir.

İspanya’ya Gelmeden Önceki Beklentiler

Beklentiyi düşük tutmanın mutlu olmak için anahtar olduğuna inananlardanım.

İş bakmaya başladığımda da, iş netleşince de hiçbir zaman toz pembe bir hayatın hayalini kurmadım.

Her şey mükemmel olacak, Avrupa şöyle böyle, hayat standartlarım yükselecek, uçucam kaçıcam, zengin olucam.. Bunlardan hiçbirinin hayaliyle gelmedim.

Neden yurtdışında çalışmayı tercih ettim? Aşağıdaki her bir madde tabiki eşit değerde değil. Belki TR’nin durumu bu kadar yorucu, bozucu, umutsuz olmasaydı yurtdışında çalışmak goygoydan öteye gitmeyebilirdi. Son belki 2-3 senedir çok yüksek sayılara çıkan yurtdışında çalışma trendi de ilk maddeden kaynaklı diye düşünüyorum.

  • Türkiye’nin karamsar gündeminden ve dertlerinden uzak, sakin kafa yaşamak,
  • İngilizcemi geliştirmek,
  • İspanyolca öğrenmek,
  • Gezmek/tozmak,
  • İş konusunda yeni teknolojilerle kendimi geliştirmek.

Barcelona’da bir expat olarak gözlemlerimi de kendimce güzel, değişik ve zor şeyler diye 3 kategoriye ayırdım.

Burada olmaktan şu ana kadar bir an bile pişmanlık duymadım. Avrupa’da istediğim şehirde yaşama şansı verseler herhalde yine burayı seçerdim.

İspanya’da Gözlemlediğim Değişik Şeyler

İnsanlar Türkiye hakkında çok bilgiye sahip değil. Genelde şehir olarak İstanbul ve Kapadokya’yı biliyorlar. Bir de tabiki döner, kebap.. Gelenler genel olarak mutlu dönmüş.

Fiesta için her zaman bir sebep var. Geldiğimden beri şehirde her birisi 7-10 gün süren 3 tane festival oldu. En büyüğü de önümüzdeki gün başlıyor. Şirkette de ayrıca her hafta bir şeyleri kutluyoruz 🙂

Ama siestaya rastlamadım. Zaten beyaz yakalı sınıf için çok normal olmaz siesta. Siesta kafası mı bilmiyorum ama mesela Dia marketler 14.30’la 17 arası falan kapalı oluyor. Bankalar da 14.30’dan sonra normal müşteriye kapanıyor. Sadece randevulu müşteri alınıyor. (Bu banka mevzusunu çok duymuştum ama sanki banka 14.30’da tamamen kapanıyormuş gibi lanse ediliyordu.)

Bir de mesela dükkanı saat 1’de tam öğle yemeği vakti veya akşam 8’de yine yemek vakti açan çok mekanlar var.

Bilmiyorum denk geldiğim insanlardan mı ama insanlar genel olarak tutumlular(hatta bazen cimri). 50 centin 1 euronun hesabını yapan çok var. Haliyle de paylaşım kültürü TR’deki gibi değil.

Bunun bir yansımasıdır bilinmez. Birçok kişi öğle yemeğini evden getiriyor. Dışarıda yemenin(sadece öğlen) aylık faturası 100-250 euro arası değişiyor.

Hayat pahalılığını şu an karşılaştırmam pek mümkün değil. Ama Kuzey Avrupa’ya göre ciddi anlamda ucuz(Amsterdam’a göre birçok şey ortalama %40 ucuz mesela). Belki ev kiraları biraz yüksek olabilir. Barcelona, sadece biz Türkler’e değil Avrupa’nın birçok şehrine göre de cazibe noktası. Talep yüksek olunca da bazı şeyler pahalılaşıyor.

Marketler fiyatlar bazı ürünler için kur farkına rağmen TR’den ucuz oluyor bazı ürünler ise anormal pahalı olabiliyor. Mesela 200 gr kayısı 3.5 Euro.

Sokak hayvanı yok. Gördüğüm tek kedi karşı apartmandaki kadının kedisi.

Şu zamana kadar bir ırkçılıkla karşılaşmadım diyebilirim. Ama bence olay detaylara girdiğinizde çıkıyor. Mesela siyaset, tarih(Osmanlı), İsrail-Filistin, Ortadoğu mevzuları, PKK, Amerika mı Rusya mı vs gibi konuları konuşmaya başladığınızda “Batı” kafasını görebiliyorsunuz. Ortadoğu’dan birkaç kişiyle konuşup, birkaç İngilizce kaynak okuyunca anladıklarını zannediyorlar.

Bazen bir Çinli ile, bazen bir Bulgar, bazen bir Arap ile konuşup, tartışıyorsunuz. Ulan 3 kıtada tee Çin’den Avrupa’ya oradan Afrika’ya kadar savaşmadığımız ülke kalmamış. Kuyruğuna basmadık kedi kalmamış. Bu kadar kavgacı/savaşçı olmak o kadar iyi gözükmeyebiliyor. Karşımdaki insanları daha iyi anlayabiliyorum.

Zorluklar/Can sıkıcı şeyler

Bisikletle ilgili en büyük endişem bana en yakın istasyonda bisiklet var mı oluyor 🙂 Şaka değil sabahın 7.30’unda bisiklet bulamayabiliyorsunuz.

Metro istasyonları çok havasız. Özellikle yazın sıcağında boğuyor adamı. Binmemeye çalışıyorum.

Araba sürmedim ama şehir içinde sürmek çok sıkıcı gözüküyor. Her blokta bir ışık var ve  gerçekten kırmızıda duruyorlar:) Yakın mesafe bile olsa bir yerden bir yere gitmek trafik olmasa bile vakit alıcı gözüküyor. Artı beleş park yeri yok.

Gezdikçe tozdukça şehir şimdiden küçük gelmeye başladı. İstanbul’dan sonra biraz garip geliyor.

Köpek sahibi olan çook insan var. Bu güzel tamam ama sürekli sokaklarda köpeğini gezdiren insanlar ve boklar..(yazar burada bokların 4 ayaklı hayvanlar tarafından bırakıldığını umuyor) 🙁 Hani o Fransa’da herkes sokağa pislediği için parfüm orada çıkmış geyiğine artık inanıyorum. Bu kadar sidik, b.k normal değil..

Burada cumartesi yine bir nebze ama pazar açık dükkan bulmak zor. Mahalle marketleri açık oluyor ama zincir marketler kapalı.

İşyerinde İngilizce sorun değil ama sokakta zaman zaman sıkıntı olabiliyor. Genelde gençler İngilizce biliyor.

Metroda, otobüste, marketlerde, uyarı levhalarında vs genel ve doğal olarak Katalanca var. E tabi buranın resmi dili Katalanca. İspanyolca’yı öğrenmeye çalışan benim gibiler için bazen kafa karıştırıcı oluyor. Katalanca için İspanyolca, Fransızca, İtalyanca karışımı diyebiliriz. İki dil de birbirine baya benzeyince bazen yazılan, konuşulan şey İspanyolca mı Katalanca mı onu bile anlamıyorum. Ben bazen İspanyolca bir şey söylemeye çalışırken arkadaşlar uyarıyor ki aslında Katalancasını söylüyorsun diye 😀

Eğer burada yaşamayı düşünüyorsanız İngilizce başlangıçta must, İspanyolca zaman içinde must, Katalanca nice to have.

Burasının İspanya değil Katalonya! olduğunu öğreniyorsunuz. Bu kadar milliyetçilik beklemiyordum ama bu insanlar etrafımızda var. Her tarafta Katalan bayrakları asılı. Siyasi sloganları etrafta görebiliyorsunuz. İnsanlar size bu Katalonya’ya ilk gelişin mi, Katalonya’yı sevdin mi gibi sorular sorabiliyor. Mesela konserde şarkıcı, şarkı aralarında insanlara Katalanca konuşuyor. Yani burası turistik bir şehir, birçok başka insan var Katalanca bilmeyen vs pek düşünmüyorlar mı, bilerek mi yapıyorlar bilmiyorum. Diğer expatlarla da konuştuğumuzda onların da benzer yorumlar yaptığını görüyorum.

Ancak anladım ki tüm bu bağımsızlık muhabbetlerinin yoğunluğuna rağmen bağımsızlık taraftarları ve karşıtları neredeyse eşit oranda. Tabi kimse bağımsızlık istemiyoruz diye sokağa çıkmayınca sanki büyük çoğunluk istiyormuş gibi bir algı oluşmuştu bende.

Çok fazla Güney Amerikalı var. Gelmeleri eskiden daha kolaymış ama artık biraz daha zorlaşmış. Bir yerde “diğer yabancı insanların” şehri, kültürü nasıl değiştirdiğini görüp yerlilere hak verebiliyorsunuz. Hal ve hareketlerinden bazen ben bile onları yabancı görüyorum 😀

Birkaç tane Türk lokantası denedim ancak şu ana kadar hiç beğenmedim. TR’deki tadın tuzun onda biri yok.

Domuz eti yemiyorsanız et olanakları biraz sıkıntılı. Türlü türlü sucuklar, salamlar vs var ama hepsi domuzdan. Dana eti tabiki var ama çeşitlilik ve miktar bakımından domuzun çok gerisinde. Sucuk falan zaten daha bulamadım. Farklı marketleri denemeye devam.

Bildiğimiz gibi bir salça göremedim. Domates ezmesinden hallice diyelim.

İspanya deyince zeytin güzel olmalı, bol çeşit olmalı diye düşünürdüm. Yeşil zeytinin çeşitleri ve lezzeti normal geldi. Siyah zeytin ise hayal kırıklığı oldu.

Beyaz peynir ve yoğurt alışık olduğumuz şekilde zor bulunuyor. Genelde Yunan yoğurdu, Yunan peyniri(feta) diye satılanlar bizimkilere yakın oluyor. Onlar bile her markette bulunmuyor.

Yoğurt Batı toplumlarından zaten hep tatlı şeylerle özdeşleşmiştir. Burada da aynı. Koskoca bir reyonda onlarca farklı meyveli yoğurt bulabiliyorsunuz ama bizdeki gibi yoğurt yok. Natural yoğurt olarak satılanlarda ise tuz yok. Artı TR’deki gibi yarım kiloluk bir kiloluk yoğurt satılmıyor. En fazla 100 mllik paketler içerisinde 4-6’lı şekilde satılıyor.

Başıma gelmedi ama hırsızlık, yankesicilik herkesin dilinde büyük bir sorun olarak dile getiriliyor. Özellikle turistik alanlarda baya baya dikkatli olmak gerekiyor. İnsanlar hırsızlığı görseler dahi ses çıkarmaz diyorlar!

Ağustos ayı burada kayıp. Yerel insanlar genel olarak bu ayda tatile çıkıyor. İş yaptırmaya adam bulamıyorsunuz. Nasıl bir fark olduğunu Eylül gelince anladım.

Türkiye’ye git gel uçak biletleri hep pahalı 🙁  Kampanyalara çoğu zaman Barcelona’yı dahil etmiyorlar.

İspanya’daki Güzel Şeyler

Hayatımda yapmadığım kadar yemek yaptım, bulaşık yıkadım, evi temizledim. Çok iğrendiğim temizlikler yaptım ama yaptım.

İstanbul’dayken trafiğin ne kadar kafamda büyük sorun teşkil ettiğini anladım. Gerek gezerken, gerek iş-ev arası olsun her zaman aktarmaları, trafiği, ne kadar süreri vs düşünüyormuşum. Burada şehrin bir yanında diğer yanına maksimum 1 saatte geçmek mümkün.

Bisikletle ulaşım kolay ve baya ucuz. İlk başta bisiklet satın alırım diye düşünüyordum ama burada belediyenin Bicing diye bisiklet kiralama hizmeti var. Bir istasyondan alıp diğerinde bırakıyorsunuz. Senelik sadece 50 Euro verip bütün sene kullanıyorsunuz(Her gün metro kullandığım taktirde ortalama aylık masrafım 50 Euro olurdu.) Şehrin düz olması tabiki çok büyük avantaj. Ayrıca değişik değişik scooterlar, bisikletler, motosikletler de çok yaygın.

Aktif olarak spor yapmaya başlamasam da günde en azından 40 dk bisiklet sürüyorum.

İstanbul’daki sinir, gerilim burada yok. İnsanlar çok daha rahat ve sakin. TR’deki önyargılı gergin fikirlerimi geride bırakmalıyım.

İnsanlar genel olarak sıcakkanlılar. TR’den geldiğim için garip önyargılı bir bakışla karşılaşmadım.

Tanımasan bile göz göze geldiysen hola’laşmak gülümsemek adettendir.

İlk iş gününde işe başlayan başkaları da vardı ve giyim kuşamları olsun tavırları olsun anladım ki gerçekten çok rahatlar. Ben de pantolon ve ayakkabıyla gittiğim tek gün o oldu. Hemen şort – terlik kreasyonumla ortama uyum sağladım 😀 Ana fikir giyim kuşama kimse takmıyor.

Şehir içi toplu ulaşım metro, tren ve otobüsle rahatlıkla sağlandığı için insanlar gerçekten ihtiyaçları yoksa araç almıyorlar veya kullanmıyorlar.

Kültürel çeşitlilik fazla. Farklı ülkelerden gelen çok insan var. İstanbul’da belki son 10 senede artan etnik çeşitlilik buralarda çok daha eskiye dayanıyor. Güney Amerika, Kuzey Afrika, Avrupa ve Uzak Doğu ile tam bir mozaik.

Burada deniz ürünlerine baya bir alıştım. Karides, kalamar, ahtapot, midye özellikle paella denilen yemekle beraber çok sık tüketiliyor.

Tapas kültürünü de sevdim diyebilirim. Bizdeki meze kafasında aslında ama neredeyse aperitif her şeye tapas diyorlar. Patates, biber kızartması da tapas, zeytinyağlı domatesli ekmek de tapas, kalamar da tapas her şey tapas anasını.

Gerçek bir festivale ilk defa katıldığımı farkettim. Türkiye’deki müzik festivallerinden falan bahsetmiyorum. “Gerçek” bir festival. Sanatı, müziği, eğlencesi, konserleri, etkinlikleri, konumuyla her şeyiyle harika. Ayrıca bu saydıklarım için para vermiyorsunuz!

Sokaklarda sanatçılar, müzisyenler, akrobatlar yaygın ve güzel işler yapıyorlar. İş çıkışı daracık sokaklarda rastgele dolanmak, kafa dağıtmak için bire bir.

Vikipedi’nin açık olmasına alışamadım. Hala Google’da bir şey aratıp da Vikipedi görünce “zaten erişim engelli boşuna tıklamayayım” diye bir an düşünüyorum, sonra aklıma Katalonya’da olduğum geliyor 😛

Spor yapmak, hobi sahibi olmak, gezmek bunlar önem verilen mevzular.

İnternet hızları baya iyi. Fiber yaygın ve hızlar minimum 100 MB’den başlayıp 1 GBPS’a kadar gidiyor. Fiyatlar ise bence makul oranlarda. Mesela benim tarifem: 200 MB Fiber(simetrik), 2 tane hat sınırsız arama ve 23’er GB internet aylık 58.9 Euro. Taahhüt de yok 🙂 Kur farkına rağmen muhtemelen TR’den daha ucuz. İkinci bir örnek; 600 MB interneti 27 euroya alabiliyorsunuz.

Çöplerin geri dönüşümü konusunda güzel bir çaba var. Aynı sokakta 3-4 tane çöp kutusu(organik, cam, kağıt ve plastik için ayrı ayrı) görebilirsiniz. İstanbul’da bizim mahallede Allah razı olsun bir tane vardı geri dönüşüm alanı. Kaç kişi uğraşıyor ki çöp taşımaya.

Marketlerde poşet kullanımı zaten Avrupa’da uzun zamandır paralı. Birçok insan kendi çantası ile gidiyor. Sadece 50 cente bir çanta aldım gayet de sağlam ve geniş.

Hoşuma giden bir şey, marketlerde vs para üstü olarak 1 kuruşu bile veriyorlar. TR’de en sinir olduğum olaylardan biriydi. Kuruşların üzerine yatan marketler, bankalar..

Şehir: Barcelona!

Barcelona için dönüm noktası 1992 Olimpiyatları olmuş. Şehir baya bir çehre değiştirmiş. Şu anki ünlü Barceloneta plajı mesela yapaymış ve o dönemde yapılmış. Hatta plajın kumları Mısır’dan getirilmiş. Uzun palmiyeler varmış mesela onlar da Hawai’den 25 seneliğine kiralanmış ve birkaç sene önce geri gönderilmiş 😀 (iyi 25 sene sonra unutmamışlar)

Ayrıca son 10 senede falan baya bir değişim olmuş. Hem şehir hem de insanlar(yeni nesilin de etkisi var tabi) iyi yönde değişmiş ve gelişmiş.

Ev bakma veya gezme amacıyla gittiğim birçok semtinde düzenden taviz verilmemiş. Sokaklar, binalar, park alanları, otoparklar, bisiklet yolları, çöpler vs şehir baya baya düzenli.

Önceden tehlikeli gösterilen bazı bölgeler için de artık orası iyi oldu falan diye duyuyorum. Yani bunlar bir anda olmuyor. TR’de de şehri ve insanları ıslah çalışmasına başlanmalı. O kaos öyle devam edemez.

Gerçek İspanyollar var mı, neredeler çok merak ediyorum. Çünkü İspanya’daki her bölge biz şöyleyik biz böyleyik diye kendini tanıtıyor(muş). Bir an önce İspanya’nın diğer bölgelerini de görmek ve Katalan kültürüyle farkını anlamak istiyorum.

Devlet işleri herkes yavaş diyor burada. Relocation firması her işi benim adıma yaptığı için çok haşır neşir olmadım. Mesela kimlik için başvuruyu geldikten 2 hafta sonra yapabildim, 3 hafta sonra da alabildim.

TR’ye göre oldukça yavaş gözüküyor ama asıl karşılaştırma için belki de TR’de yaşayan bir yabancıya sormalıyız.

Yabancı olmak.. Şu ana kadar kendimi çok yabancı hissetmedim. Şehre çok kısa sürede alıştım.

İş Dünyası

İşe alışmak benim için daha zor oldu. Hala da alışmaya çalışıyorum. Yoğurt yiyişleri farklı.

Buraya gelirken cevabını en çok merak ettiğim sorulardan biri Avrupalılar nasıl bizden daha başarılı oluyorlardı. Çalışma, zeka, yetenek hepsinin TR’de fazlasıyla olduğunu düşünüyorum ama bir şeyleri eksik yaptığımız da belli.

Şu ana kadar ki gözlemim(özel bir şirkette çalıştığım için gözlemlerim biraz daha aslında şirket odaklı. Bunları genellemek ne kadar doğru bilmiyorum);

  • Hedef odaklı çalışıyorlar.
  • Yapamayacakları hedefleri koymuyorlar.
  • Herkesin sorumluluk ve çalışma alanları var, ona odaklı çalışıyorlar. Alakasız işlere çok girmiyorlar.
  • Onboarding (şirkete yeni başladığınızda daha verimli olabilmeniz için yapılan bilgi aktarımı) olayını önemsiyorlar.
  • İşi genel olarak kitabına uygun yapıyorlar. Yapılan tüm değişiklikler için notlar, bilgilendirmeler vs olması gerektiği gibi yapılıyor. Burada bir şeyler değişmiş ama en son kim ne yaptı sorusunu çok sormuyorsunuz.
  • Paranın hesabını işte de sıkı tutuyorlar. Eğer yeni bir yatırım yapılacaksa bu şirket hedefleriyle uyumlu mu, bize ne katacak, ne götürecek, bu yatırımın bize dönüşü ne kadar zamanda ve nasıl olacak vs vs. (ROI olayları)
  • Çalıştığımız, hizmet aldığımız firmalardan yararlanabiliyor muyuz, bıraksak bize ne zararı olur, bize ne değer katıyorlar, bizim için olmazsa olmaz mıdır vs vs. Şu iki maddeyi derleyip toparladığınızda, o yatırımdan veya projeden ne beklediğinizi, istediğinizi biliyorsunuz ve buna göre sayılara baktığınızda bir proje başarılı oldu, olmadı yorumunu yapmak subjektif değil objektif oluyor.
  • Yalnız burada cimrilikten bahsetmiyorum. Ona buna her şeye bütçe yok diyen kafa değil. Sorgulayıcı zihniyet.

Şimdiye kadarki gözlemlerim bu şekilde. Soru, düşünce ve önerileriniz için yorum yapabilirsiniz.

Bunlara da bir göz atabilirsin

Bir Cevap Yazın