Anasayfa Gezi notlarıAvrupa Köln Gezi Notları – Ölmeden Görmeseniz de Olur

Köln Gezi Notları – Ölmeden Görmeseniz de Olur

yazan Ender
Köln

Sizlere Köln gezi notlarımızı kısaca aktaralım..

Küçüklükten beri gurbetçi hikayelerinden midir nedir, Almanya’ya hep bir antipati ile yaklaştım. Tanıdığım Almanlar vs de bu algıyı iyileştirmedi. En sonunda ilk defa Köln üzerinden Almanya’ya gelmiş olduk ve haklı çıktım 😂

Barcelona’dan sonra 10-15 derece düşen hava sıcaklığı bizi zaten bir çarptı. Kapalı havası, gri binaları ve soğuk insanlarıyla çok da sevemediğimiz bir kent oldu. Köln bizce gezmek için özellikle seçilen bir şehir olamaz. Ola ki hayat sizi bir şekilde buraya attı veya birisi zorla getirdi ve Köln’desiniz..

Köln’de Şehiriçi Ulaşım ve Köln Kart

Biz genel olarak yürümeyi tercih etsek de şehir içi ulaşım konusunda Köln’ün hakkını yemeyelim. Tramvay, tren, metrobüs, otobüs ile şehirde hemen her yere ulaşım mümkün. Günlük bilet, Köln kart gibi birçok opsiyon var. Mesela iki kişi iseniz 13.4 Euro’ya 2 kişi 24 saatlik bilet alabilirsiniz. Eğer müzelere de gitmek isterseniz Köln Kartı tercih edebilirsiniz. Kişi başı 9.5 Euro’ya hem ulaşım ücretsiz hem de bazı müzelerde %50’ye varan indirimlerden yararlanabilirsiniz.

Ha şunu da söylemek lazım. Biz hep biletli gezsek de otobüste, metroda falan hiç turnike vs görmedik. Yani görevli gelip size sormadığı sürece kaçak olarak binmek mümkün. Ancak yakalanırsanız 60 euroluk cezası varmış.

Köln-Bonn Havaalanı ile Köln Şehir Merkezi Arasında Ulaşım

Köln ve Bonn(kendisi Almanya’nın eski başkenti olur) aynı havaalanını paylaşıyor. İkisi de havaalanına eşit mesafe uzaklıkta ve tren ile ulaşım çok kolay. Havaalanından çıkarken tren tabelalarını takip etmek yeterli. En son bir kapıdan çıktıktan sonra şehiriçi ulaşım bileti almak için kiosklar var. Türkçe seçenek olsa da bize kiosklar biraz karmaşık geldi. En nihayetinde günlük bilet alıp soldaki merdivenlerden aşağı inip S19 nolu trene bindik. Bu hat ile Köln katedraline kadar gelebiliyorsunuz. Buradan sonra kalacağınız yere göre aktarma yapabilirsiniz.

Kaldığımız 2 gün boyunca zaman zaman trenlerin, metroların bozulduğunu, seferlerin aksadığını gördük. Bunlardan bizim için en kritiği havaalanına giderken S19’un istasyona gelip sonra sefer iptal diye anons etmeleriydi. Sonra apar topar başka trene aktarma yapıp dakika farkıyla ancak uçağa yetişebildik. Yani Almanya dahi olsa birazcık erken hareket etmekte fayda var.

Köln Havaalanı Güvenlik Kontrolleri ve Terminal Karışıklığı

Daha önce böyle bir başlık açmamıştım ancak bu sefer gerekli.

Havaalanında 2 tane terminal var. Bizim biletimizde(Pegasus Köln-Istanbul) Terminal 2 yazdığı için biz de doğal olarak Terminal 2 tabelalarını takip ettik. En nihayetinde kan ter içinde terminale vardığımızda görevli kadın hiçbir açıklama yapmadan artiz artiz buradan binemeyeceğimizi söyledi. Neyse ki birkaç Türk görevli gördük ve onlara sorduk. Terminal 2 sadece check-in yapmak içinmiş. Uçaklar yine Terminal 1’den kalkıyormuş. Yani eğer mobil/online check-in yaptınız ve valiz vermeyecekseniz Terminal 2’ye gelmemize gerek yokmuş.

Havaalanında yaşadığımız bir diğer problem güvenlik kontrolleri oldu. Daha önce Avrupa’da ve Ortadoğu’da o kadar problemli ülkeye gitmeme rağmen böyle antin kuntin iş görmedim. Bütün valizleri teker teker açtılar ve didik ettiler. En son bizi çileden çıkarttıkları şey ise 100 ml’yi geçmeyen kişisel bakım malzemelerinin içinde bulunduğu poşetler oldu. Neymiş efendim bizim poşetlerin boyutu 2-3 litre kadarmış ama kural gereği 1 litre olması gerekiyormuş 🤬 Tüm Alman kıllığıyla bize dışarı çıkıp poşet almamızı sonra tekrar sıraya girmemizi istedi. Uçağın kalkmasına dakikalar kaldığı için böyle bir şey yaparsak kesin uçağı kaçırırdık. Diğer seçenek ne var ne yok hepsini çöpe atmaktı. Tartışma büyüyünce olaya bir Türk görevlisi müdahil oldu ve bize 1 Euro’nuz var mı diye sordu. Evet? Gelin benimle dedi ve Ilgım’ı alıp otomatlara götürdü. İstedikleri poşetleri alıp sıraya girmeden direk güvenlik kontrol noktasına geldiler ve tüm zımbırtıları bu poşetlere koyduk. En nihayetinde uçağa bindik. Ha bütün bu “dikkatlerine” rağmen benim aynı durumdaki parfüm şişelerimi es geçmeleri de komediydi..

Beni hem terminal hem poşet mevzusunda en sinir edici şey, Almanlar’ın olaya hiçbir yapıcı çözüm, öneri, açıklama sunmadan kuralları işletmeye çalışması ve sizi muhtemelen mağdur etmesi.

Neyse efendim kısaca Almanya’da her şeye hazırlıklı olun ve havaalanına erken gidin. Ha mümkünse zaten hiç buraya gelmeyin 😀

Köln Gezilecek Yerler

Köln’ün gezilesi yerleri Ren nehrinin batısında kalan eski şehir bölgesinde. Bu bölgenin sınırları tarihi şehir kapıları aracılığıyla daha iyi anlaşılabilir. Bizim gördüğümüz kale kapılarının isimleri Hahnen, Eigelstein, Ulrepforte diye geçiyor. Hepsi haritada işaretli. Biz 2 gün boyunca eski şehir bölgesinde, Ehrenfeld‘de ve biraz güneyde kalan Latin bölgesinde rastgele saatlerce dolandık. Aşağıda listelediğimiz yerleri gezmek için 1 gün yeterli. Eğer 2 gününüz varsa siz de bizim gibi rastgele dolanabilirsiniz. 2 günden fazlası Köln için kayıptır. Tüm bahsettiğimiz noktalara aşağıdaki haritadan erişebilirsiniz.

Köln Katedrali (Ünlü Dom) Köln’ün merkezinde, Ren nehrine yakın bir noktada. “Dom” Almanca’da “katedral” demekmiş.

Çok büyük ve ihtişamlı görüntüsünün yanında soğuk ve biraz siyah da bir yapı. Kilisenin içi biz çok etkilemedi ancak Hristiyanlar için önemli olan Üç Kral için yapılmış altın türbe görülmeye değer. Tabut içerisinde üç kralın kemikleri olduğu söyleniyor. Üç Kralın hikayesini merak ediyorsanız, Instagram hesabımızdaki hikayelerde sabitledik!

İçeri girmesi ücretsiz. Kuleye çıkmak ve rehberli tur ise ücretli.

Köln turu bitti diyebiliriz 😄Hala gezmekte ısrarcıysanız, katedralin solundan başlayan Hohe caddesine kendinizi atabilirsiniz. Burasının Avrupa’da daha önce benzerini görmediğimiz bir karakteri vardı.. Ama durun bir dakika.. Burası sanki Samsun Mecidiye çarşısı gibi 😀

Cadde üzerinde yer yer Türk ezgileri duyabilirsiniz. Zaten etrafta o kadar çok Türkçe duyuyorsunuz ki, sanarsınız 3-5 Almanın sığındığı bir Türk kenti.

Eğer caddeye değil de Ren nehri kıyısına yönelirseniz, sıra sıra üçgen çatılı renkli evlerden görebilirsiniz. Mütevazı bir Kopenhag havası denilebilir. Bu sokağında devamında ve çevrede(yani Hohe caddesi ile nehir arasındaki bölgede) birçok restoran ve bar var. Cuma, cumartesi geceleri gelinebilir. Ayrıca bu renkli evlerinde ardında yer alan St.Martin Katedrali’ni de ziyaret etmeyi unutmayın. Kendisi 12.yy’da Roma kalıntıları üzerine inşa edilmiş.

St Martin Katedrali ve Köln Evleri

St Martin Katedrali ve Köln Evleri

Eğer kıyı boyunca devam ederseniz Çikolata müzesini bulursunuz. Burası Köln deyince ilk akla gelen müzelerden. Ancak hafta sonu 13.5 euroluk fahiş bir giriş ücreti var ki, biz girmedik sadece alışveriş kısmına baktık. 27 euroyu müze yerine çikolataya gömmek daha mantıklı geldi.

Websitesi: https://www.schokoladenmuseum.de/en/

Köln’ü Köln yapan seylerden biri hiç kuşkusuz adını kolonyalara vermesi. İtalyan kökenli Farina Bey, Köln’de kolonya yapmaya başlıyor ki bu aynı zamanda parfümün temellerinin atılması demek. Ama kolonya deyince de hemen aklınıza evdekilerden gelmesin. Zamanında insanlar parfüm yerine bunları kullanıyormuş. Hatta öyle ki günde bir şişe bitiriyorlarmış. Eğer bu konuda meraklıysanız 5 euro’ya(veya Köln kartla yarı fiyatına) Farina House Kolonya müzesine gidebilirsiniz. Yaklaşık 1 saat süren turda, rehber eşliğinde kolonyanın ve Farina ailesinin hikayesini öğrenebilirsiniz. Ayrıca kolonya yapımında kullanılan esansları koklayabilir, şişeleri, aletleri görebilirsiniz. Tur İngilizce veya Almanca olarak rezervasyonlu yapılıyor. Tur sonunda hatıra olarak kolonya şişecikleri veriyorlar ki, bu şişeleri ayrıca almak isterseniz 5 euro’dan fazla ödersiniz.

Websitesi: https://farina.org/welcome/

Kolonya müzesinin bulunduğu meydan Arkeolojik meydan diye geçiyor. Biz gittiğimizde inşaat çalışması devam ediyordu ancak bittiğinde iddialı bir müze çıkacak gibi duruyor. Meydanın karşısındaki belediye binasının da yine havalı bir görüntüsü var ama aynı şekilde yol kapalı. Belediye binası aynı zamanda özel bir kuleye sahip. Kulenin üzerinde tarih boyunca Köln’e katkısı olan kişilerin küçük heykelleri yerleştirilmiş. Farina da bunlardan birisi.

Şehir bizce güzel değil ama gece biraz daha iyi diyebiliriz. Mesela şehrin eski kısmının bulunduğu batı yakasına şöyle dışarıdan bakmak için Ren kıyısını Hohenzollern köprüsünden yürüyerek geçip karşı kıyıdan bakabilir, fotoğraflayabilirsiniz. Bir de nehir kıyısı boyunca yürüyüş yolları yapmışlar ki diğer köprüye kadar yürüyüp oradan eski şehre dönülebilir. Avrupa klişesi haline gelmiş, köprü üzerindeki aşk kilitleri de ilginizi çekebilir(20 euroya onu da ticarete dökmüşler.) Ayrıca köprü başına yerleştirilmiş eski Alman imparatorlarının atlı heykelleri yine dikkatinizi çekecektir.

Eski şehrin birazcık dışında Ehrenfeld bölgesi var. Burası Türk mahallesi ama aynı zamanda hipster bölgesi diye de geçiyor. Güzel birkaç sokak, bina, grafitiler görmek isterseniz rotayı buraya çevirebilirsiniz. Biz buraya aslında kebap yemek için gittik 🙂

Rastgele sokakları arşınladığımız anlarda yolumuz Viyadük’e düştü. İçerisinde ördeklerin, kuğuların yüzdüğü küçük bir park ve tarihi küçük bir köprü var. Ayrıca bölgede güzel sokaklar ve binalar da var. Biz buradan Eigelstein kapısına kadar yürüdük ve böylece ikinci bir Türk mahallesi keşfetmiş olduk 🙂 İlginçtir bu bölgede de renkli hoş binalar vardı.

Saydıklarımız dışında Köln’de bazı sanat ve Nazi dönemine ait müzeler var. Biz ziyaret etmediğimiz için onlarla ilgili detaylara girmedik.

Köln Yeme-İçme 

Alman mutfağından bir şeyler tadalım deyip katedrale yakın Früh’de yedik ve memnun ayrıldık. Burası yanından geçerken dikkatimizi çektiğinden girdiğimiz bir mekan oldu. İçerisi labirent gibi ilginç. Böyle yerler bira evi/fabrikası (brauhaus) olarak geçse de geleneksel Alman yemeklerini de tadabilirsiniz. Menüleri oldukça geniş olsa da domuz eti yemiyorsanız birçok seçenek eleniyor. Ayrıca vejetaryen seçenekleri de var.

Biz domuz eti yemediğimiz için tercihimizi elma püreli, marine edilmiş dana eti ve hindi etli pilavdan yana kullandık. Yanında gelen ekstralarla doyurucu ve lezzetliydi. Fiyat olarak ise 35 Euro tuttu ki Barcelona’ya göre daha ucuz demek.

Eğer özellikle gurbette yaşıyorsanız, şehirde birçok Türk mekanı var. Biz şansımızı Kebapland‘de denedik ve çok memnun ayrıldık. Mekanda Türklerden çok Almanlar’ın yoğunluğu var. Türkiye’ye çok yakın hatta bazı açılardan daha iyi bile diyebileceğimiz bir adana kebap yedik. Tabakta 2 tane adana, 2 ayran ve su 20 euroya çıktık ki bence iyi bir fiyat. Ekmeğin üzerine sürdükleri sosu söylemediler ama çok iyiydi 🤤Kebap çıkışı çay ve tatlı için Damla Baklava diye bir yere girdik ancak burayı öneremeyeceğiz. Tatlılarımızdan birisi bayattı. Onun dışında normal bir yerdi.

Yine gurbet duygusundan mıdır nedir sabah kahvaltı için bir Türk mekanına gidelim dedik. Kaldığımız yere yakın Simitzade‘ye gittik. Mekan yine Almanlar ile doluydu. Tabak tabak açık büfe Türk kahvaltısının tadını çıkartıyorlardı.

Özetle, Köln ilk tercih olmaması gereken ve eğer beklentinizi düşük tutarsanız 1 gününüzü ayırabileceğiniz bir şehir.

You may also like

Bir Cevap Yazın