Anasayfa Gezi notlarıAsya Milletçe Bu Şehri Seviyoruz: Batum

Milletçe Bu Şehri Seviyoruz: Batum

yazan Ender

Tiflis, Erivan‘la başlayan gezinin son durağı Batum’du.

Dile kolay ülkenin en yoğun sınır kapılarından biri Sarp. Pasaportsuz geçiş ile beraber Batum, milletimiz tarafından en çok ziyaret edilen şehirlerden biri oldu. Belki biraz eğlence, özgürlük, çok az kaçamaklar için ve pek tabii ki tarihi, sanatı, yemekleri, doğası için! Ancak bu yazıda sadece sondaki konulara değinilmiştir.

Gürcistan’ın içindeki Türkiye: Batum

Batum, Gürcistan’ın güney batısında yer alan ve belli ki devletin yıldızını parlatmak için uğraş verdiği bir şehir. Burada 2 gün kaldık ve gayet yeterli olduğunu gördük. Şehir merkezinin küçük tarihi bir kısmı var. Bunun dışında yapılan eserler daha çok turistlerin ilgisini çekmek için. Turistik görülesi yerler 2-3 km2’lik bir alan içerisinde kalıyor. Gerek hostelden merkeze yürürken, gerek teleferik ile yolculuk ederken halkın yaşadığı o varoş, gecekondu kısmı da görmüş olduk. Kapsamı biraz daha genişletip Batum’un içinde bulunduğu Acara(Adjara) bölgesini keşfetmek için ise biraz daha kalmak gerekir. He bu arada İngilizce bilen birilerini aramak yerine direk olarak Türkçe konuşmak daha mantıklı.

Aşağıdaki haritada Batum’daki önemli noktaları işaretledim. Ayrıca Botanik bahçeye giden dolmuşun güzergahı da görülebilir.

Erivan’dan kalkan tren saat 7 itibarıyla tren istasyonundaydı. Bilgi masasından ücretsiz şehir haritasını alıp,  şehir merkezine nasıl gidebileceğimizi sorduğumuzda bu saatte sadece taksi ile gidebilirsiniz dendi. Normalde ulaşım için minibüste kullanılabilir. Hostelimiz şehir merkezine yakındı ve taksiyle 10 lariye anlaştık. (O günlerde 1.3 TL = 1 Lariye denk geliyordu)

Konaklama: Batumi Sun Hostel

Kaldığım en garip hostellerden biriydi. Yaklaşık 3 saat boyunca hiçbir görevli bulamadık. Bildiğimiz manada bir resepsiyon masası/odası herhangi bir şey yok. Yetkili biri görene kadar kanepenin üzerinde uyuyuverdik. En sonunda pek İngilizce bilmeyen ama yardımcı olan bir kadın bulduk. Kendisini tam çözemedim ama parayı alan da, temizlik yapan da kendisiydi. Tek yetkili o gibiydi. Pasaport falan sormadı, direk parayı aldı. Öncesinde yaşandı mı bilmem ancak bu başıboşluk bazı hırsızlık olaylarına sebep olabilir. 

Khachapuri ve Lobiani 

Odaya yerleşip tam çıkacaktık ki, Batum’un tam bir Karadeniz şehri olduğunu hatırlatmak istercesine, bardaktan boşalır gibi bir yağmur başladı. Bir hafta boyunca gayet güzel ve sıcak havalarda gezdikten sonra ferahlatıcıydı ancak yağmura hazırlıklı değildik. Saat 15.30’a kadar yağmurun dinmesini bekledik. Ermeni pıtılı(evet bildiğin pıtıl) ve nutella eşliğinde bir şeyler atıştırmıştık, kesmedi tabi. Karnımız zil çalıyordu ve Gürcüler’in meşhur lezzetlerinden Khachapuri yemek için Retro Shakapuchuri’ye gittik. Bu lezzeti daha önce Tiflis’te Barberistan mekanında tatmıştık. Orada bir pizza gibi gözüküyordu ve çok lezzetliydi. Burada ise yuvarlağımsı kayık şeklinde geldi. Ama lezzet yine efsaneydi. Bu sefer ek olarak lobiani aldık. Türkiye’de bu kadar çok kıymanın(dana eti) konulduğu bir yemek yememiştim. Şu resimdeki pidenin içi lop kıyma dolu ve sadece 8 lari. İkisinin de tadı güzel ama beraber biraz ağır kaçabilir. Mekanın gazozları ünlü. Biz armutlusunu tercih ettik, güzeldi. %10’luk bahşişi direk hesaba yansıtıyorlar.

Batum Gezilecek Yerler

Karnımızı doyurduktan sonra şehrin önemli yerlerini görmek için hazırdık.

Nurigeli Gölü

İlk durak Nurigeli gölü ve 6 Mayıs parkıydı.

Nurigeli gerçekten ilginç bir yerdi. İlk başta doğal görünümlü bir havuz zannetmiştim ancak burası yeraltı sularıyla beslenen bir lagündü. İsmi ise trajik bir hikayeden geliyormuş. Efsaneye göre Nuri isimli küçük bir bebek bu gölde boğulmuş ve annesi sürekli bu göle gelip ‘Nuri seni bekliyorum’ manasında ‘Nuri Geli’ dermiş.

 

Gölün bir tarafında yunus gösteri kompleksi(dolphinarium) ve akvaryumda var. Gitmedik ama sesler geliyordu. Ayrıca 5 lariye 30 dakikalık kayık kiralamak mümkün.

Europe Meydanı, Medea Heykeli ve Astronomik Saat

Parkı geçip yolu takip edince Europe meydanına varıyorsunuz. Meydanın ortasında bir havuz, karşısında Medea heykeli, bir köşesinde ise Astronomik  Saat vardı. Etrafı güzel binalarla çevriliydi. Ve tabiki olmazsa olmaz bolca Türk turist serpiştirilmişti. Meydan ismini, Gürcistan’ın Avrupa Meclisi’ne katılımından sonra almış. Astronomik saat ise normal saatin yanında güneş, ay, gezegenlerin konumunu gösterme, gün doğumu, batımı, dönümü gibi özelliklere sahip ilgi çekici bir kule.

Astronomik saatin karşı arasından sahile doğru giderken sağ tarafta Batum Tiyatro Binası kalıyor. Devam edince sahile varıyorsunuz.

Naylon Şemşiye ve Batum Bulvarı (Batumi Boulevard)

Sahile inerken bir ara yağmur bastırdı ve bizdeki şemsiyeciler gibi naylon yağmurluk satan dayılar bir anda ortaya çıktı. 5 lariye satıyorlardı. Türkçe ‘çok fazlaymış’ deyip geçerken adam arkamdan ‘neyi fazlaymış peh’ dedi 🙂 Bu şehirde Türkçe konuşurken dikkat!

Buradaki yürüyüş yolu Batumi Boulevard diye geçiyor. Çeşitli lunapark oyuncakları, kafeler, dans eden havuz suyu gibi şeyler var. Dans eden havuz akşam saatlerinde başlıyor. Bir Erivan değildi tabi.

 

 

Deniz kıyısına inip sağa doğru yürümeye başladık. Kumsal yok, daha çok taşlık.

Ali ve Nino

İlerde Ali ve Nino heykeli var. Ancak bu heykel öyle olduğu yerde durmuyor. Birbirine doğru hareket eden, birbirlerinin içinden geçip ayrılan bu 2 eser, romanda geçen ve kavuşamayan bir çifti temsil ediyor: Müslüman Ali ile Katolik Nino. Gece üzerlerindeki ışık kendini belli ediyor ve seyri çok daha güzel oluyor.

 

Alfabetik Kule ve Chacha Kulesi

Ali ve Nino’nun karşısında ise Alfabetik Kule var. Gürcü alfabesini ve insanını temsil ediyormuş. DNA gibi sarmal bir yapı üzerinde kule boyunca 33 harf yazılmış. İçinde bir de asansör var ama biz kullanmadık. Yolun devamında bir fener ve biraz ileride Chacha kulesi var. İlk başta aha İzmir saat kulesi dedirten Chacha kulesi, Gürcistan’ın alkol oranı yüksek olan Chacha içkisinden geliyormuş. Her 10-15 dakikada bir chacha akıyor diyorlar ama biz göremedik chacha falan.

Argo Teleferik

Sahil yolunu devam edip 10 dakika kadar yürüdüğünüzde ise Argo isimli teleferik karşınıza çıkıyor. Oldukça uzun olan(2500 metre) bu teleferiğe binmek için 10 lari vermelisiniz. Tepede güzel bir tesis yapmışlar. Restoran, seyir terası ve küçük bir kilise var. İçerde ayrıca küçük bir ilüzyon odası var. Şehrin yukarıdan manzarasını beğendik. Bir tarafta yemyeşil Karadeniz dağları, diğer tarafta ışıl ışıl Batum manzarası ve Karadeniz seyre değerdi.

Teleferik dönüşü istikamet şehrin eski tarafına Piazza’ya yürüdük. Piazza civarındaki sokaklar ve binalar bir Avrupa şehri gibi alımlı ve düzenliydi. Adı gibi küçük bir İtalyan meydanına benziyor ve kenarında kulemsi bir otel var. Etraf kafe ve restoranlarla dolu. Kuleyi karşınıza aldığınızda sağ tarafta St. Nicholas kilisesi sizi selamlıyor. Kilisenin ilginç bir hikayesi var. Batum Osmanlı idaresinde iken bölgedeki Rum halk, dönemin padişahı Abdülaziz’e bir hediye verip kilise inşası için icazet istiyor. Sultan’da çan olmaması şartıyla kilise yapımına izin veriyor. Ve Trabzon’dan getirilen taşlar ile kilisinin inşasına başlanıyor.

İlk gün böyle geçip gitmişti. İkinci gün için planımız Batum Botanik Bahçesi’ydi. Öğleden sonra ise artık Türkiye’ye doğru yola çıkmalıydık.

Batum Botanik Bahçesi

Sabah zor da olsa kalkıp hazırlanmıştık. Çantaları hostele emanet! edip ayrıldık. Yolda kruvasan alıp Fğansız stayla kahvaltı yapalım dedik.

Batum’dan Botanik Bahçe’ye gitmek için en kolay yol 31 numaralı minibüs veya 15 numaralı otobüs. Biz minibüs kullandık. Minibüse bindiğimiz yeri ve minibüsün güzergahını yine harita üzerinde işaretledim. İşleyiş tamamen Türkiye’deki gibi. Tek fark minibüste Pink Floyd çalıyordu 🙂 Ha birde ücreti inerken veriyor Gürcüler. Herhangi bir noktadan binilebilir. Ücret kişi başı 0.6 Lari. Yolculuk 20-25 dakika sürüyor. Minibüsün son durağı Botanik Bahçe’nin kapısı olduğu için nerede inecem heyecanı yapmaya gerek yok. Çıkışta yine aynı noktadan minibüse binilebilir.

Botanik Bahçe, 19. Yüzyılın sonlarında Fransız bir coğrafyacının çalışmalarıyla başlıyor. Önce Fransa tarafından getirdiği ağaç ve bitkileri burada ekiyor. Sonra diğer şeyler geliyor. Şu an Amerika’dan Japonya’ya, Avustralya’dan Avrupa’ya birçok bölgeden bitki ve ağaç var. Giriş 8 lariydi. Bilet üzerinde bahçenin krokisi var. En uzun rota 3 km. Fotoğraf çeke çeke ve birazda inceleye inceleye gidince tek yön 2 saati rahat buluyor. Yani adında geçtiği gibi bahçe demek yanlış olur, daha çok orman gibi. Bahçenin sonunda deniz seviyesine iniliyor ve kıyıya kadar gidilebilir. Çıkışta minibüs ve otobüs yok. Biz gittiğimizde düğün vardı. Ortalık karışıktı ama taksi muhtemelen bulunur. Taksi haricinde ya geri dönmek lazım ya da 1-2 km yürüyüp anayola çıkılırsa otobüs bulunabilir. Biz geri yürüdük. Hızlı tempoyla geri yürüyüş 35 dakika sürüyor.

 

Dönüşte tekrar minibüse binip şehir merkezine gittik. İlk durak yine Khachapuriydi <3 Birer tane mideyi indirip, çantaları aldık ve Sarp sınır kapısına giden minibüse binmek üzere yola düştük. Chavchavadze caddesi üzerinden 10-15 dakikalık bir yol var. Aslında minibüste bu yoldan gidiyor. Biz kalkış noktasına gidip oturduk direk.

Batum’dan Türkiye’ye Gidiş

Eve dönüş için önce otobüsü düşündük. Bildiğimiz tek firma Metro’ydu. Teleferikten indiğimizde Türkiye’ye dönüş için Metro yazıhanesi aramaya koyulduk. Ancak internette verilen konum hatalıydı. Paylaştığım Google Maps’te yazıhanenin yerini işaretledim. Yazıhanede Gürcüler çalışıyor ancak Türkçe biliyorlar. Tüm otobüsler doluydu(malum bayram dönemi). Başka firma da bilmediğimiz için alternatif olarak minibüsü kullanacaktık. Sonradan Lüks Karadeniz’i gördük artık çok geçti. Metro’da Batum’dan Trabzon’a kişi başı ücret 30 Lari.