Anasayfa Gezi notları Günübirlik Edirne Gezisi

Günübirlik Edirne Gezisi

yazan Ender

İstanbul’da yaşayıp, haftasonunu gezerek değerlendirmek isteyenler için en iyi seçeneklerden birisi Edirne. Yakın olması, tarihi, ciğeri, harika havası ve doğasıyla kesinlikle görülmeyi hakediyor.

Üsküdar’dan saat 7’de başlayan yolculuğumuz 2.5 saat sürdü.

İlk hedefimiz internette methini duyduğum Melek Anne Pasta ve Yemek Atölyesi’ydi ancak ara tara bulamamıştık. Sonra şans eseri yıkılmış binayı ve önündeki tabelayı gördüm. Melek Anne yanmıştı. 2 sene önce elektrikli soba devrilmiş ve üst kattan başlayan yangın tüm kagir binayi sarmış 🙁 Başka bir alternatif yer bakmamıştım. Aklıma Edirne’de sabahları börek ile kahvaltı yapma alışkanlığı olduğu geldi. Bizde rotamızı börekçilere çevirdik ancak pazar sabah 10 civarı çoğu mekan kapalıydı. Az seçenek arasından Rüstempaşa Kervansaray’ın karşı tarafında  bulunan Şenbeşler börekçisinde karar kıldık. Kıymalı balkan böreği ile kahvaltıyı yapmış olduk. 2 çay 2 porsiyon börek 10 TL idi.

Başlamadan önce Google Maps’te hazırladığım tüm noktaları gösteren haritayı paylaşayım.

Eski Camii

Gezmeye Eski Cami’den başladık. Burasının diğer adı da Edirne Ulu Camii. Önemli özellikleri şöyle:

  • 1414 yılında ibadete açılmış.
  • Fetret devri gibi devletin zor durumda olduğu bir dönemde yapılmış.
  • Edirne’de padişah namına yapılmış ve boyut olarak bu büyüklükte yapılan ilk camiymiş.
  • O zamanki mimari geleneklere göre çok kubbeli yapılmış.(9 kubbeli)
  • İçerisinde Rükne-ü Yemani Taşı, Cennet Vadisi, Hacı Bayram Veli makamı, Eski Cami yazıları gibi önemli öğeler var. Eski Cami yazıları resimlerden görülebileceği gibi büyük boyutta duvara işlenmiş. En dikkat çeken ise Kabe’nin sağ duvarından kopmuş olan Rükne-ü Yemani Taşı.

“…burada bulunan Siyah taş ansızın Kabe’nin Rüknü Yemani köşesinden düşünce bu gönül açıcı Camiye bir işaret olsun diye getirilip buraya konuldu…”

[slider ids=”449,448,465,464,463″ fullwidth=”yes” captions=”yes” ]

 

Selimiye Camii

Edirne deyince belki de akla gelen, Mimar Sinan’ın “ustalık eserim” dediği yer. Mimariden anlamam ancak içeriden çok geniş ve dışarıdan ihtişamlı bir yapıya sahip. Burasının mimari özellikleri şusu busu anlat anlat bitmez. En iyisi okumak, araştırmak, gidip görmek.

Son resimdeki küçük oyuk, zamanında kaybolan eşyaları sahibi bulsun diye koyuluyormuş.

[slider ids=”461,459,458,456,455,454″ fullwidth=”yes” captions=”yes” ]

 

Mezar taşları

Selimiye Camii’nin üst tarafında dışarıdan mezarlık gibi duran bir alan var. Bu alan Osmanlı döneminde kullanılan çeşitli mezar taşlarını sergilemek için hazırlanmış.

[slider ids=”452,451″ fullwidth=”yes” captions=”yes” ]

 

Selimiye Arasta

Selimiye Camii’ni arkadan dolanıp Arasta’nın asıl girişine geldik. Arasta’nın ne olduğu zaten aşikar. Benzer meslek grubundan insanlarının bir arada olduğu iş alanları. Tabii ki eskisi gibi değil. Geleneksel Edirne lezzetleri ve hediyelik eşya ağırlıklı dükkanlar var. Fiyatlar henüz açık açık turist kazıklıyoruz seviyesinde değil. Bu arada önemli not burasının mimarı Sinan değil, Davut Ağa.

[slider ids=”450″ fullwidth=”yes” captions=”yes” ]

 

Rüstempaşa Kervansarayı

Şimdilerde altında birçok dükkan bulunan ve otel olarak işletilen bu tarihi yapı yine Mimar Sinan tarafından yapılmış.

[slider ids=”466″ fullwidth=”yes” captions=”yes” ]

 

Üç Şerefeli Cami

Arastadan çıkıp tekrar Eski Camii yönüne yürüyüp Üç Şerefeli Camii’ye geçtik. Camiye giderken minareyi görüp aha yaklaştık derken diğer minareleri görünce emin olamadım. Hem minareler birbirinden farklı hemde aralarındaki mesafe görece fazlaydı. Sanki her birisi farklı bir camiye aitmiş gibi duruyor.

Yaklaşıp inceleyince zaten 4 minarenin de hem boyutunun hem tasarımının farklı olduğunu gördük.

[slider ids=”447,446,445,444,443,442,441″ fullwidth=”yes” captions=”yes” ]

 

Alipaşa Çarşısı

Üç Şerefeli Camii’den çıkınca karşıda Sokullu Mehmet Paşa Hamamı’nı görüyorsunuz. Karşı aradan devam edince ise Eski Saat Kulesini. Saat Kulesi’nden de aşağıya devam edince Alipaşa Çarşısı’nın üst kapısındasınız. Arastaya benzer bir yapıda uzunca bir çarşı.

[slider ids=”440″ fullwidth=”yes” captions=”yes” ]

 

Büyük Sinagog

19.yy sonlarında Edirne’de çok büyük bir yangın çıkmış ve o dönem sayısı 13’ü bulan sinagoglardan geriye bir şey kalmamış. O dönem Abdülhamid’in emriyle bir tane ama daha büyük bir sinagog yapımına başlanmış.

Şu an sadece ana bina ziyarete açık. İçerisi sade ama zarif biçimde tasarlanmış.

[slider ids=”434,439,437,438,436,435″ fullwidth=”yes” captions=”yes” ]

 

Saraçlar caddesi

Burası Edirne’nin en işlek yürüyüş caddesi.

[slider ids=”433″ fullwidth=”yes” captions=”yes” ]

 

Ciğerci Niyazi usta

O kadar gezip tozduktan sonra sıra geldi asıl meseleye: Edirne tava ciğer.

Böyle meşhur yerlere hep şüpheyle yaklaşırım. Hep abartı payını düşünüp çok beklenti içine girmem. Ama burası çok farklıydı. Hem lezzet hem servis 10 numaraydı. 2.porsiyonu söylememek için kendimi zor tutup akşama sakladım. Aydınlı ustanın pazar günleri kapalı olduğunu düşünürsek ciğer icin ilk adres burası olmalı.

[slider ids=”432,431″ fullwidth=”yes” captions=”yes” ]

 

Karaağaç ve Lozan Anıtı

Ciğerin tadına doyamasak da yola düşüp nehrin öte tarafına geçme vakti gelmişti. İlk sürpriz Tunca ve Meriç köprüleri’ydi. Bu köprülerin tarihi olduğunu bilmiyordum, hoş bir sürpriz olmuştu. Sonrasında Sarayiçi bölgesinde gördüğümüz köprüler ise ancak bir arabanın sığacağı genişlikteydi.

Neyse konuyu dağıtmadan, Karaağaç daha ilk metrelerinden itibaren harika bir doğaya, manzaraya sahip. Semt, Avrupai seviyede düzenli tasarlanmış ve sakinliği, dinginliği ise ayrı bir güzel. Burayla ilgili tek olumsuz yan, sizden önce keşfeden çook fazla insan olduğunu görmeniz..

Hedef olarak tren istasyonunu koyarsak Selimiye Camii’den buraya 5 km var. Hem faytonla, hem bisikletle hatta azimliyseniz yürüyüşle bile gelinebilir.

Meriç kıyısından semte kadar oturmak için mekanlar ve Edirne Kent Ormanı var.

Biz de ilk, şimdilerde Trakya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi olarak kullanılan eski tren istasyonuna gittik. Üniversite olmasından da dolayı bir kampüs gibi düzenlenmiş. İçeride birkaç tane daha tarihi bina var. İstasyon binasının Yunan sınırına bakan tarafında nostaljik bir tren konulmuş. Çok kalabalık olmasa burada harika enstantaneler yakalanabilir. Kampüsün dış tarafı ise kafelerle dolu. Bir şeyler yemeye, muhabbet etmeye günün her saati buraya gelinebilir.

Ayrıca Lozan Anıtı da istasyon binasına komşu diyebiliriz. Kazanılan diplomatik zaferi temsilen buraya yapılmış. 3 tane uzun sütun var: En uzun olanı Anadolu, ikincisi Trakya ve üçüncüsü Karaağaç’ı temsil ediyor.

Meriç kıyısında çayınızı kahvenizi yudumlarken nehri izlemek istiyorsanız Emirgan Kafe’yi veya Protokol Evi’ni tercih edebilirsiniz. Protokol Evi’nde biraz daha az sandalye var ve hizmet biraz yavaştı. Diğer tarafı tam bilmiyorum. Kafeden kalkarken, nehir boyunca uzanan yaklaşık yüz metrelik yaya yolunda kısa bir tur atılabilir.

[slider ids=”430,429,428,427,426,425,424,423,422,421,420″ fullwidth=”yes” captions=”yes” ]

 

2.Bayezid Külliyesi

En çok vakit geçirdiğimiz , en çok vay be dediğimiz yer burası oldu. Osmanlı zamanında  sadece 7-8 tane var olan Darüşşifalar’dan birisi de Edirne’deymiş. Külliye’nin bir parçası olan bu şifa evinin yanında cami, hamam, medrese gibi başka tesislerde var. Giriş tam bilet 5 TL, öğrenci, öğretmen, yaşlı vb. birçok kişi için ise ücretsiz.

O zamanlardaki sağlık çalışmalarını, muayene yöntemlerini bal mumu heykeller ve güzel hazırlanmış yazı ve resimlerle anlatmışlar. Yaklaşık 20-25 tane oda var ve 10-15 tanesi bu şekilde. Diğerleri Bayezid, darüşşifa vb. konular hakkında hazırlanmış.

Öğreneceğiniz ilgi çekici ve önemli bazı başlıkları yazıverdim:

  • 2.Bayezid tarafından yaptırıldığını ve 4 sene de hizmete girdiğini,
  • Osmanlı’da yaptırılan 3. şifa evi olduğunu,
  • Aşk hastalığını dahi tedavi ettiklerini,
  • Halen tıbbın simgelerinden olan yılanlarla ilgili çalışma yapan Şerefeddin Sabuncuoğlu ve o zehirden hazırladığı teryakileri,
  • Kobay olarak o yıllarda horoz kullanıldığını,
  • Günümüzde Isparta’yla andığımız güllerin Edirne’den o bölgeye gittiğini,
  • Çiçek hastalığı için aşı geliştirildiğini ve İngiltere’de bu hastalığın yenilmesinde Edirne’nin payını,
  • Saliha Hatun’un kasık fıtığı konusunda uzman olduğunu ve Anadolu’nun dört bir yanından hastaların geldiğini,
  • Erkeklerde göğüs küçültme gibi estetik ameliyatlar yapıldığını!
  • Su sesi ve musiki ile çeşitli rahatsızlıklara deva olunduğunu,
  • Yine bazı psikolojik sorunlar için özel koku karışımları hazırlandığını,
  • Çeşit çeşit ameliyat aletlerini,
  • Envai çeşit hazırlanan macunları, şurupları,
  • Akciğerlerin kalbi soğuttuğu düşünüldüğü için ‘kalbin yelpazesi’ olarak anıldığını,
  • 4 doğal elemente karşılık insan vücudunda 4 sıvı(hılt) bulunduğunu: hava-kan, ateş-safra, toprak-kara safra ve su-balgam,
  • Sağlıklı yaşam için verilen tavsiyelerin o günden bu günden pek de değişmediğini,
  • Yenilenmek için kan alma işleminin yapıldığını,
  • Sporun sağlık ve zayıflama için o zamanda önemli olarak görüldüğünü,
  • İdrar tahlilinin teşhis ve tedavi için kullanıldığını hatta yarı dolu idrar şişesinin hekimlik sembolü olduğunu,
  • Tuluk diye bir oyunun olduğunu,
  • Osmanlı’da tarih yazımını Bayezid’in başlattığını,
  • Galata Sarayı kuruluş hikayesini ve daha fazlasını bu müzeyi gezerek, okuyarak öğrenebilirsiniz.

[slider ids=”419,418,417,416,414,413,412,411,410,415,409,408,407,406″ fullwidth=”yes” captions=”yes” ]

 

Sarayiçi Kırkpınar

Bu bölgede eskiden saray varmış. Şimdilerde saraydan geriye kalan tek şey Adalet Kasrı denen kulemsi yapı. Küçük köprüyü geçtiniz mi karşınızda Kırkpınar Yağlı Güreşlerinin yapıldığı stadyum çıkıyor. Etraf düz yeşillik ve piknik için uygun. En azından yapanlar vardı. Buradaki 2 köprüde daracık ve aynı anda sadece bir araç geçebiliyor. Onun için insanlar köprünün karşısını gözetip medenice sıralarını bekliyorlar.

 

Av Köşkü

Kırkpınar’dan tabelaları takip edip mıcır yoldan 5 dakikaya buraya varılabilir. Daha önce av köşkü görmemiştim ama köşk deyince de köşk beklemiştim. Karşımda ise 17 yy’dan kalma küççücük içi boş köşkçük çıktı. Yanına da bir tane çay bahçesi kondurmuşlar. Köşkün arka tarafında kalan ve Tavuk Ormanı  denilen alan yeşil bir deniz gibi seyirlik sunuyor. Bu arada çay bahçesi yine doluydu ve oturacak yer olmadığı için çok da beklemeyip ayrıldık.

[slider ids=”470,471″ fullwidth=”yes” captions=”yes” ]

 

Balkan Savaşları Müzesi

Konumundan ve öneminden dolayı Edirne çok savaşlar atlatmış. Bunların belki de en önemlileri Balkan savaşları. Kitapta birkaç satırda okunup geçilen şeylerin izlerini burada takip etmek, okumak, hissetmek hiç iyi hissettirmiyor. Çok zorluklar yaşanmış, çok zayiatlar verilmiş.

54.Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı’na bağlı alanda hem Şükrü Bey’in anıtı hem müze var. Müzede savaşlarda kullanılan tabyalar yazı, resim, harita ve balmumu heykellerle donatılmış, ne olup bitmiş anlatıyor. Savaşla ilgili çok detaylı bilgilere yer verilmiş. Şükrü bey’de Bulgar işgaline karşı 5 ay boyunca Edirne’nin savunulmasında önemli rol oynamış

Konumu Edirne’nin yüksekçe bir tepesinde. Buradan hem Edirne hem Meriç izlenebilir. Giriş ücretsiz ve akşam 6-7’de hala açıktı.

[slider ids=”405,404,403,402,401,400″ fullwidth=”yes” captions=”yes” ]

 

Ciğerci Kemal usta

Finali yine ciğerle yapmak istedik ve soluğu Kemal Usta’da aldık. Kemal Usta’nın mekanı, Niyazi Usta’ya göre daha küçüktü ve silme doluydu. Biz ancak dışarıda(baya bi dışarda) yer bulabildik.

  • Karşılaştırmak gerekirse iki ciğerde çok iyiydi ama Niyazi Usta bir tık önde olabilir.
  • Mezeler benzer sadece sunumları farklı. Bunda da Kemal usta daha başarılıydı.
  • Servis ve mekan olarak oyum Niyazi Usta’ya.
  • Fiyat olarak aynı(Ciğer 17-18 lira civarı).

Ne yenir?

Kısaca listelemek gerekirse;

  • Tabiki tava ciğer,
  • Hayrabolu tatlısı (Benim gibi çok tatlı sevmiyorsanız üzerine ısrarla tahin-pekmez ve varsa fındık parçaları isteyin),
  • Peynir tatlısı,
  • Badem ezmesi,
  • Kavala kurabiyesi (fırında yapılmış sıcak taze olanına rastlamadım hep fabrikasyon),
  • Deva-i misk (Osmanlı’dan kalan lezzetlerden) en çok göreceğiniz yiyecekler.

Bunlara da bir göz atabilirsin

Bir Cevap Yazın